Soğuk havanın kalın yeleklerden içeri girdiği bir sabah, günün başlangıcını haber veren kara bulutlarla bezenmiş gökyüzü ve ağlamaktan şişmiş gözleriyle oturduğu bankta titremelerini hafifletmeye çalışan bir genç kızla yaşam yeni bir güne hayat vermişti.
Ortalık insan kaynasa da kimse birbirine sürtünmüyor, soğuğun getirdiği keskin acı ve gergin sinirler, her an kavgaya hazır olduğunu gösteren bir grup çocukla ortaya çıkıyordu. Yüzler boyunlarının eğikliğinin getirisiyle aşağıya, yere, bakıyor çevresinden haberi olmayan bir düzine insanı işlerine yetiştirmeye çalışıyordu.
Koşuşturmaca her zaman vardı ama bugün herkesin hissedeceği bir yavaşlıkla işler halloluyordu. Her şey hızlı ama bir o kadar yavaştı. İnsanlar sorunlarını bilmiyor, kendilerine kazınmış olan görevleri ve sorumlulukları yerine getirmek için hareket ediyorlardı.
Gülümsemeler gerçekçi, içlerinden geçen şeytanın kulaklarına fısıldıkları daha gerçekçiydi. Ağlamasıyla ortalığı kavuran bebekler üzgün, annelerinin içindeki yarı daha acıklıydı. Başarılar gözler önüne seriliyor, başarısızlıklardan bahsedilmiyordu. Her kimse kendisini zor duruma sokmamak için adımlarını dikkatli atıyor, kulaklarını çevresindekine tıkadığı halde gülünsüyor içi ağlasa da gülümsüyor, başarılarından bahsetmiyor sadece gülümsüyordu.
Bağırdığında deprem etkisi yaratan adam bugün sessiz, sinir ve kırgınlık vücunda dolaşmıyor aksine içinde karşı koyamadığı bir heyecan vardı. Dışarıya yansıtmasa da beyninden türlü düşünceler geçiyor, her birini uygulamak için müthiş bir enerji ortaya çıkırıyordu. Ailesi umrunda değildi o an sadece kendisi ve onu yiyip ben fikirleri vardı. O fikirleri hayata geçirmek için yaşıyormuş gibi davranıyor, koşuyor, koşuyor ve durmadan koşuyordu. Onun için durmak bitirmekti ve o daha başlamamıştı.