Mutsuzluk ve büyük heyecanlar içinde gidip geldiğim yıllardı. Mutsuz olmak nasıl an meselesi ise herhangi bir şeyden ölesiye mutlu olmak da o kadar kolaydı. Kalbim bedenime büyük geliyordu galiba. Sadece saçlarına âşık olabilirdik herhangi bir yakışıklının. Ya da o çok beğendiğimiz şarkıcıya benzemesi bile yeterli bir nedendi. Aşık olunan kişi o dönem her kimse, kareli metod defterlerinin fizik problemlerine ayrılmış sayfalarına defalarca onun adı yazılırdı. Değişik karakterlerde. Bir de durmadan imza denemeleri yapılırdı. İmzam öyle mi olsaydı böyle mi olsaydı?
30 yaşını geçmiş herkes yaşlıydı ve bizi anlamaktan acizdiler. Anlaşılmayacak kadar mühim endişelerimiz vardı. İntihar etmek sık sık düşündüğümüz bir yöntemdi. Neye karşı bir yöntem derseniz, bizi üzen herhangi birine karşı. Anlamayan anne, otoriter baba, haksız davranmış bir öğretmen, aşka karşılık vermemiş biri ve tabii ki diğerleri...
Bir tavrımız olmalıydı hayata karşı. Şarkılardan anlam çıkarmaya ve mahallede hayranlık duyduğumuz bizden büyüklerin okuduğu kitapları merak etmeye başlamıştık. En büyük sorun anlaşılamamaktı.