"Çocukluğumun belimi büktüğünü, dik yürümem gerektiğini söylediklerinde anladım. Sonra durdum, bir geçmişime bir de aynada gördüğüm o adama baktım. Bükülen yalnızca belim değildi, Zeliha. Sevgim de bükülmüştü. Belki de bu yüzden, o gece sen yağan yağmurun altında bükülmüş yanıma parmak bastığında garipsemiştim. Ben onun bana yük gibi bıraktığı sevgisizliği, bir canavarı sevme çabamı ve sevemeyişimi affedemiyorum. Sen affeder misin?"
"Affederim." Elini elimin içine alıp parmak boğumlarını öptüm. "Seni sınırsız seviyorum ben."
Birini beklemenin ne demek olduğunu hiçbir zaman bilmeyeceğimi zannediyordum. Birini sevmenin ne demek olduğunu zaten bilmiyordum ama bir gün bilebilirim diyordum, bir gün birini sevmenin ne anlama geldiğini öğrenebilirim... Peki ya beklemek? Beklemek benim için çocukluğumdan bu yana korkutucu gelen bir şeydi. Birini beklerdin, o insan sonunda gelmezse kaybettiğin sadece o olmazdı, ona verdiğin her şey de onunla birlikte kaybolur, bir daha gelmemek üzere boşlukta yok olurdu. Belki de bu yüzden beklemekten korkuyordum.
"Ama dinle, her zaman başka bir yol vardır. O yolları göremeyeceğin kadar karanlıkta mısın? Bir sokak lambasıyla o yolu aydınlatırsın. Görünürde hiç mi yol yok? O yolu kendin çizersin."