biraz zor bir kitaptı açıkçası, hem ruhen hem de bedenen çok yordu beni. yaklaşık bir yıl önce aldığım bu kitabı okuması çok yavaş sürdü ancak ikinci kısımın ortalarından sonra beni öyle bir çekti ki içine, öyle bir okuduklarımı yaşattı ki bana psikolojik olarak… sanki karakterin orada yaşadığı her şeyi ben de yaşıyor gibiydim. o düşünceler sadece onun düşünceleri değildi artık, benim de düşüncelerimdi. günümüzde yaşanan onca şey aklıma geldikçe okuduğum her bir cümle benim için daha da anlamlı hale geldi. bilmiyorum, belki parti yaptığı şeyde haklıydı; bir bakıma parti aslında doğru olanı yapıyordu. ama işte, diğer yanda da benim şu anda bu incelemeyi yazabiliyor olmamın bile, hatta okuduğum bu kitap hakkında düşünüp kendimce çıkarımlar yapabiliyor olmam bile özgürlük tanımına girerken parti’yi ve yaptıklarını destekleyemiyorum. kitaptaki gibi işte, çiftdüşün yapıyorum.
güzel bir kitaptı. 5 yıldızı hak ediyordu. ancak ben, o final ile birlikte winston’u affedemiyorum.
1984George Orwell · Panama Yayıncılık · 2021200,4bin okunma
Ah Cemil Bey ah! En başlarda anlayamadım neler olduğunu, kafam karışmıştı. Anlamaya çalıştım yaşadıklarınızı, düşündüklerinizi; üzüldüm başlarda. Sonra kızdım, nefret ettim. Dönüşmeyeceğiniz bir karaktere dönüştünüz, anlam veremedim. Bizzat sevip sevildiğiniz kişinin canını yaktınız alabildiğine. Sizi kınamıyorum, zira hâlâ yaşamaya devam ediyor ve yarınımı bilmiyorum; ama her ne olursa olsun yaptığınız işkenceyi affedemiyorum.
Acı bir çocukluğunuz olsa da bazı şeyleri yapmamanız gerektiği konusundaki düşüncemde ısrarcıyım. Fırsatınız varken doğru yolu buldunuz; Allah affeder elbet, haddim değil ama yaşatılan ağır şeyler insanlar tarafından kolayca silinip atılamıyor malumunuz. İnsan bir nefis taşıyor; sizi şiddete yönlendiren nefis, bizi kin tutmaya zorlayabiliyor. Lakin geç de olsa doğruyu bulmuş olmanıza, oğlunuzla aranızı düzeltmenize ve yakın dostunuza kavuşmanıza çok sevindim.
Yakın dost! Süreyya... Kardeş gibiydiniz. Sizin gitmek isteyip yerinizde kalmanız gereken durumlar vardı, Süreyya öyle değildi tabii. Ne güzel anlaşırdınız, her gün beraberdiniz. Candan dostunuzdu; öyle ki aynı kadını sevdiğinizde bile dost kalmıştınız. Süreyya, Sakine’yi seviyordu; bunu sana da anlatırdı hep. Senden sır çıkmazdı, gönlündeki yalnızca sendeydi, kimsecikler bilmiyor sanıyordun ama yanıldın. Can dost dedik ya, o farkındaydı. Daha doğrusu Sakine’ye açılıp ondan "Cemil’i seviyorum," cümlesini duyduktan sonra fark etti. Sana anlattı, anlattı, anlattı... Sen bir taraftan arkadaşın için üzülürken, diğer taraftan duygularının karşılıksız olmamasına sevinir gibiydin; ama öyle bir hâl ki ne sevinebildin ne üzülebildin.
Süreyya senin hep yapmak istediğini yapmak için fırsat bulmuştu artık: Gitmek... Dostunun düğününde sağdıçlığını yaptıktan sonra çekip gitmek, dünyayı gezmek. Kalması
Öncelikle, yazarın tarihsel-fantastik bir LGBTQ roman kaleme almış olmasını gerçekten takdir ediyorum. Bu türde yazmak hem cesaret hem de ciddi bir emek gerektiriyor; kurgusu ve denediği yapı açısından çabası kesinlikle övgüyü hak ediyor.
Spoiler içerir.
Kitabı okumaya başladığımda bir süre ne okuduğumu anlamaya çalıştım. Okur olarak çaba harcamak benim için sorun değil; hatta sevdiğim bir şeydir. Ancak burada hissettiğim çaba, yer yer gereksiz bir uğraş gibi geldi. Kitap hakkında önceden bildiğim tek şey, bir LGBTQ aşk hikâyesi anlattığıydı. Geçmiş–şimdi arasında gidip gelen iki farklı zaman dilimi fikri aslında hoştu; fakat hem Leyla’nın hem de Yzma’nın bakış açısından anlatım, bir noktadan sonra yorucu olmaya başladı.
Leyla ile Yzma arasındaki ilişkinin ne olduğu konusunda uzun süre kafam karıştı. “Bu bir aşk mı? Yzma ona da mı âşık olacak?” diye düşünürken, kitabın sonlarına doğru Leyla ile Yzma’nın kardeş çıkması beni hem şaşırttı hem de rahatsız hissettirdi. Bu gelişme biraz oldu bittiye getirilmiş gibiydi.
Yzma ile Mirşah arasındaki aşk da bana benzer şekilde ani geldi. Bir anda aşka bağlanmış gibi hissettirdi; ne ara, nasıl bu noktaya geldiler tam olarak idrak edemedim. Başlangıçta o sevgi bana geçmedi. İlerleyen bölümlerde duyguyu daha çok hissetmeye başladım ama yine de ilişkinin gelişimi yeterince sindirilmeden sonuçlandırılmış gibi geldi.
Yzma’nın taht hırsı uğruna gerçek aşkına iki kez ihanet etmesi… Özellikle Mirşah’ın derisini, hayatını, canını çaldığı sahne gerçekten gözlerimi doldurdu. Okurken içimden sürekli
''Tamam, Mirşah Yzma’yı oldu ama Mirşah başka bir bedende yaşasın, ölmemiş olsun, her şey bir şekilde düzelsin” diye umut ettim. Ama Yzma hem aşkına ihanet etti hem de onun canını aldı. Pişmanlık duysa bile, kötücül güçler tarafından
Merhabalar
Bugün sizlere çok sevdiğim serinin üçüncü kitabı olan Günebakan ile geldim. Bu seri benim için gerçekten çok farklı. Fazla seviyorum.
"Ona dokunsam onu yakacakmışım ama o zaten yangınmış."
"Seni sevmeyi affedemiyorum, Korhan. Seni affediyorum ama seni sevmeyi affedemiyorum."
Her şeyin açıklığa kavuşmasıyla beraber İs duygusal olarak toparlanmanın yolunu uzaklaşmaktan geçtiğini düşünür.
Artık yeni bir şehre, ciğerlerini yakacak yeni bir nefese ihtiyaç duymaktadır.
Fakat bilmediği bir şey vardır, nereye giderse gitsin, geçmiş geçmeyecektir ve onu bir hayalet gibi takip etmeye devam edecektir. Korhan bir gölge gibi İs'i izleyip onu geri isterken, İs aşk ve gurur arasındaki o çizgide arafta kalmıştır.
Bu kitapta çözülen tüm sırlar, düğümler bir kez daha bir araya geliyor ve aşk, yalanlar ile gerçeklerin sarmaşığına takılıp kördüğüm oluyor.
Sustuğum her kelime kurşun olup zihnimden kalbime yağarken aynadaki yansımama gülümsedim. Yalanları kusan bir adamın gerçekleri saklayan küçük kızı olarak bitirdiğim bir gecenin sabahına, yine o adamın kilitli kafesinden ayağına bağladığı bir yalanla anahtarı bir olmadan çıkan kekliği olarak uyanmıştım.
Onu seviyordum, onu sevdiğim içinde kendimi affedemiyordum.
Devam edecektim.
Tel değirmenlerinin boş arazilerde dönmeye devam ettiği gibi devam edecektim. Başım dönecekti ama devam edecektim.
Bir çocuğun attığı ilk adımdan sonra düşüp yine de tekrar koltuğun kenarlarına tutunarak kalkıp adım atmaya devam ettiği gibi devam edecektim.
Ayaklarım beni taşımayacak, dizlerimin üzerine düşecektim ama devam edecektim.
Okadar devam edecektim ki, kimse benim kadar devam edemeyecekti.
Emir ve Hasan arasında hep bir üstünlük meselesi vardı. Emir ondan utanıyordu ara sıra onu küçümseyerek kendini tatmin ediyor sonra pişmanlık duyuyor.O malum sahnede dayanamadım tacizci Hasan' a sen onun köpeği gibisin diyor ama insan köpeğinin bile acı çekmesini izlemez ki...Her şeye rağmen Hasan tekrar onunla konuşmaya çalışıyor ve onu koruyor.Babasıda onun tıpkısı babama hiç benzemiyorum demişti :hayır o Ali'ye sen Hasan'a yaptın.Hasan' ın onu affetmesinin sebebi kendini hep bir alt sınıf olarak görmesi ve bu sebeple sesiz kalmaya alışmasındandır.Belki kitap bitti ama ben Emir' i affedemiyorum