DOĞADAKİ SESLER VE ATALAR Aborijinler; Düş Zamanı dedikleri Yaratılış Evresi’nde Büyük Atalar’ın onlara, yaşadıkları dünyayı ve her tür yaşam şeklini sağlamış, kabile günlük yaşamını düzenlemiş olduğuna inanırlar. Aborijinler her Şey’in içinde yaratıcı atalarının varlığına ve yaratıcılarının oradan onlara seslendiğine inanırlar. Bu sebeple her zaman güçlü bir güven duygusuna sahiplerdir. Güney Avustralya Aborijinleri’ne ait mitolojik bir öykü şöyledir. Düş Zamanı’nda yaratıcı bir ata bir okaliptüs ağacının içinden konuşmaktadır. Kabile üyeleri her gün onu dilemek için ağacın etrafını doldurmaktadır. Konuşma bir türlü bitmemektedir. Bir süre sonra kabile üyeleri bu konuşmayı dinlemekten sıkılmaya başlamıştır. Herkes günlük işlerine dönmeye başlar ve ağacın etrafında tek bir kabile üyesi bile kalmaz. Bir zaman geçtikten sonra her tarafa , denize bile bir sessizlik çöker. Hiçbir şey olup bitmemektedir. Kabile üyeleri tedirginleşmeye ve ürkmeye başlar bu durumdan. Boyunlarını büküp okaliptüs ağacının etrafında toplamaya başlarlar. İçlerinde bulundukları bu kahredici durumdan kurtulmak için birkaç söz duymak isterler. Uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra bir gün okaliptüs ağacının içindeki ata konuşur ve bu konuşmasının son konulması olduğunu söyler ve bir ‘belirti’ göstereceğini dile getirir. Herkes pürdikkat bekler. Ağaç o an ikiye ayrılır ve gövdesinden ışık halinde büyük bir dil uzanır ve sonra içeri çekilir. Ağacın gövdesi kapanır. O zamandan beri Aborijinler atalarının seslerinin evrendeki her şeyin içinde olduğuna ve kendileriyle , doğanın her bir parçası aracılığıyla konuştuklarına inanırlar.
Karıncalar ordusu ve Hz Ömer Evet ben bir katilim duygularımı öldürdüm Angel Angel Öncelikle Allah Tealanın selam bereketi hepimizin üzerine olsun değerli 1000 k üyelerinden angel evet ben bir katilim diyerek bize duygularımızı öldürmemiz gerek diyerek bazı duyguların öldürülmesi gerektiğini bildiriyor sevgili peygamberim buyuruyor Allaha ve ahirete imanı olan bir ananın evladına olan muhabbeti gibi muhabbet etsin evet kalbimizden yaşatıp büyütmemiz gereken en büyük histir muhabbet ahiret kardeşliği Allah Tealaya imanı olan peygamberimizin buyurduğu gibi kardeştir aynı acıyı çeker hissedersek gerçek kardeş oluruz kardeşliği duygu ortaklığını engelleyen ne varsa nefistendir eğitilmeyen nefsin ölmesi elbet güzeldir ezginin günlüğü şarkıda şunu der İner şafağın alacasında Karıncalar ordusu şehre evet bir karınca olabilmek karıncalar kadar tonlarca yük taşımak ne ibretli hadisedir tonlarca yük taşıyan Hz. Ömer (r.a.) da müslüman olmadan önce şafağı göremiyordu öfke ile yola çıktı işte onu karıncalığa eriştiren hicret menziline ulaştıran Taha suresinin mürşitliği idi Taha Suresi gibi gerçekten o kadar ibretli pek çok ayet vardırki bizi Hz Ömer gibi nefsani duygulardan arındırır adalet önderi bir ömer haline getirebilir Kuraan ile karıncalar ordusuna katılabiliriz Kir nasıl temizlenir İnsan dokunduğu her şeyi kirletmiştir bugüne kadar Kinyas ve kayra-Hakan Günday Merve ͜͜͡͡✯Merve ͜͜͡͡✯ 1000k ailesinin saygıdeğer üyesi Merve hanım ve hepinize selamlar saygılar olsun saygıdeğer hanım efendi insan dokunduğu her şeyi kirletmiştir diyerek müşrik ve münafıkların özelliklerini belirtir Peygamberimize uymak ona biat etmek insana pek çok şey öğretirken aynı zamanda bize fetih ve hidayet kapısını açacaktır kirden arınabilmek için ya ebu talib olacağız yada tam bir
Din
Reklam
İnsan.. Kaybolmayı ister insan. Ve kaybolmayı, Tâ çocukluktan öğrenir oynayarak Ve kaybolunca bilemez yıllarca bulunmayı. Tân yeri kararmadan ister bulunmayı. Dolunaysız karanlıklardan, Çün korkar insan. Belkide bir ağaç koğuğunda, Gündüz kaybolmak. Kaybolmayı isteyince insan Korkusuzlaşıyordu. Kayboluyordu ya insan, Yine kimse bulmuyordu. Kendinde kayboluyordu Ve kendini buluyordu. Bir adamın kaybolduğu gözlerinden okunuyordu da Bir kadın kaybolunca, Asırlar sır oluyordu mühürlü dudaklarında. Tâ ki bir çocuk sesi Bir çocuk tebessümü çıkagelsin.. Bulurdu onu.. O kadının kırgın sallı ruhunu.
Kırılacak dalımız kalmadı Gücü yeten ağacı sallasın...
Karanlığın İçinden Geçen Yolcu İnsan, kendisine doğru yürüyen bir sırdır. Bir sabah ışığın avuçlarında doğar; henüz dünyanın ağırlığını bilmeden, gökyüzünü kendi kalbinin devamı sanır. Rüzgâr onun için yalnızca bir şarkıdır, zaman ise kırılmamış bir aynanın sonsuz yansıması. Her şey mümkündür. Her şey olacak gibidir. Sonra hayat gelir. Sessizce. Bir ağacın gövdesine işleyen yıllar gibi, görünmeden yerleşir insanın içine. Bazı kapılar kapanır, bazı sesler uzaklaşır. Bir zamanlar yıldızlarla dolu olan göğün altında, eksilen şeylerin gölgesi büyümeye başlar. İnsan, kaybettiklerinin adını koyamadığı bir mevsime girer. İşte umutsuzluk o mevsimin adıdır. Ne tamamen gece, ne de tam anlamıyla gündüzdür. Bir eşiğin üzerinde bekleyen gölge gibidir. İçinde konuşan bütün sesler yorulmuştur. Düşler, kıyıya vurmuş eski gemiler gibi sessizce çürümektedir. Kalp, kendi yankısını bile duymakta zorlanır. Ve insan yürür. Nereye gittiğini bilmeden. Bazen kendi içindeki uçurumun kenarında durur. Aşağı baktığında gördüğü şey karanlık değil, cevapsız sorulardır. Çünkü en derin boşluklar ışığın eksikliğinden değil, anlamın kaybından doğar. O anlarda ruh, kendisini terk edilmiş bir ev gibi hisseder. Pencerelerinde bekleyen hatıralar vardır. Tozlanmış odalarında yarım kalmış sevinçler dolaşır. Duvarlarında eski umutların solgun izleri asılıdır. İnsan kendi içine döndükçe, kaybettiği şeylerin aslında kendisinden kopan parçalar olduğunu fark eder. Fakat karanlığın da bir dili vardır. Sessizlikle konuşur.
Alıntı
"Ol sabır ki olmaya varlık dahi olmaya, inşa olmaya... Tohum toprağın altına girip beklemez ise ağaç olur mu hiç? Ya rahme düşen nutfe dokuz ay sabretmez ise insan olur mu ki? Olmaz." - Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu
1000Kitap
Reklam
Reklam