Televizyon, içine dalıp saklanabileceği bir mağaraydı onun için… Belki de hayal ettiği hayat için mücadele etmek yerine onu televizyonun içinde arıyordu. O hayata sahip olmak yerine olanları izlemeyi tercih ediyordu.
Mai ve Siyah eseri Ahmet Cemil karakteri üzerinden umutlarına fazlasıyla kapılmış genç bir şairin hayatındaki sessiz kalışlarının çevresindeki insanların ve kendi hayatına olan etkisini anlatıyor. Eseri okurken sinirlenmemek elde değil. Bazı anlar romanın içine girip Ahmet Cemil’in yakasına yapışıp gözünü aç ailen sevdiklerin geleceğin için feda edebileceğin değerler değil deyip silkelemek geliyor. Bu duyguları okurken yaşabilmek yazarın ustalığından kaynaklı.Yazarın betimlemeleri de harika. Son olarak bencillik sadece kötü insanların bir özelliği değil zayıf tabiatlı iyi görünümlü insanların da belli bir çerçeve uydurup kendi hayatlarını rayına sokmak için kendilerini koşulsuz sevenleri bozuk para gibi harcayabildiklerini eserde görebiliyoruz.
Kıskançlık kin ve aşk kavramları romanın ana unsurları. “Kimse yaşattığını yaşamadan ölmez.” bu romanının özeti diyebilirim. Sürükleyici olmasının yanı sıra karakterlerin psikolojik bunalımlarını da hissediyorsunuz. Romanda Zehra Suphi Sırrıcemal Ürani adında karakterler bulunuyor. Hepsinin başına da kötü şeyler geliyor ama çoğunda adalet tecelli etti deyip üzülmedim.Güzel bir kitaptı.Ben keyifle okudum tavsiye ederim.