Agnes'ın zihnindeki ölüm kavramı uzun zamandır, belki uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasındaki, içeriden aydınlatılmış tek bir oda imgesiyle özdeşleşmiş. Yaşayanlar odanın içinde; ölenlerse etrafinda dönüp duruyor, oraya geri dönmek, sevdiklerine kavuşmak için can atarak avuçlarını, yüzlerini, parmaklarını camlara bastırıyorlar. Odanın içindekilerden bazıları dışarıdakileri görüp duyabiliyor; bazıları duvarların ardından onlarla konuşabiliyor;
çoğu farkında bile değil.
“Ama Agnes, daha yeni görebiliyorum: aşkı heba etmişim… zamanı heba etmişim…”
“Evet.Evet,cidden ettin.Hatta çoğu kişiden daha fazla. Ama başka seçeneğin yok. Bu trenin tek bir rotası, tek bir varış noktası var. Dediğim gibi, sen izlemek için buradasın.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ya yaptığım yanlışlar varsa?"
Agnes'in yüzü aniden yumuşadı. Sevgi dolu bi kıkırtının eşliğinde yüzünde bi tebessüm belirdi.
"Bu, delikanlı, yaşadığını gösterir."
Böyle büyük bir ailede yapılacak, ilgilenilmesi gereken o kadar çok şey, farklı farklı ihtiyaçları olan o kadar çok insan var ki. Birinin acısını, ıstırabını diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar?