Üstelik bütün bunlar sıradanlaşmış, rutine dönüşmüş durumda. Ama köküne baktığınızda hepsinin sebebi doğuştan gelen kötülük değil, hiç bitmeyen yoksulluğun tetiklediği öfkedir. Bu insanlar yüzünde kötü, alçak, yozlaşmış değil; sadece mutsuzlar. Fakirlikten, ağır çalışma koşullarından, herkes tarafından ihmal edilmiş ve hor görülmüş olmaktan bıkmışlar. Kalpleri kötülükle dolu ve bu öfkeyi daha zayıf olan herkesten çıkarmaya hazırlar. En azından kısa bir süreliğine her şeyi unutmak için sarhoş olurlar. Zar zor kazanılmış kuruşları bu sarhoşlukla çarçur ederler, ilkel hayvan içgüleriyle yaşarlar, her türlü yüce ve asil duyguya yabancı. Ne vicdanını, ne doğruyu ne ahlakı, ne de Tanrı'yı düşünürler.
İnsanoğlunun yaratılışının gereğidir; insan kendi mutluluğundan yalnız kendinin haberdar olmasıyla kanaat etmez, herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bir insan esasında mutlu değilse bile, etrafa kendi mutluluğunu inandırmak için hilekârlığa ve yalancılığa bile düşer.