Kayıp Coğrafyanın İzinde kitabı bizi, yazar Taha Kılınç ile dünyanın en kapalı bölgelerinden Doğu Türkistana götürdü. “uzakta” sandığımız bir meselenin aslında ümmetin ve insanlığın ortak hafızasına ait olduğunu anlattı. Taha Kılınç, gördüklerini bağırarak değil, çoğu zaman sakin ve sade bir üslupla anlattığı için metin daha da çarpıcı hale geliyor.
Sayfalar arasında gezinirken bende en çok oluşan his, unutulmuş bir kardeşin kapısını çalmışım gibi bir histi. Bir çocuğun diliyle bağı, yaşlıların hafızasında kalan eski günler, camilerin sessizliği… Bunlar uzun uzun anlatılmasa bile insanın zihninde büyüyor.
Çin’in uyguladığı sistematik asimilasyon politikalarını, zihinleri zorlayan denetimlerle açık hapishaneye dönüşen şehirleri ve bölgedeki Müslümanların varoluş mücadelesini anlamaya çalışmak, çaresizliklerini hissetmek için gezi boyunca şahit olduklarını yazmış.
Rabbimizin kelamında hangi konuların üzerinde ısrarla durulduğunu görmek için Kur’an-ı Kerim ‘in mealini yılda bir kere on- on beş günde bitecek şekilde hızlıca okumayı tavsiye ederim. Ancak o zaman özellikle bazı mevzuları ne kadar şiddetli anlatıldığı ne kadar çok tekrarlandığı fark edilebilir. Mesela Kur’an-ı Kerim de insanların diriltildiği vakit “dünyada ne kadar kaldık?” diye tartışacağı haber veriliyor. Kimi “birkaç saat” diyecek kimisi “yarım gün.” Bir gün kaldık diyen kimse çıkmayacakmış. Dünyadayken bize sıkıntı veren, sabredemediğimiz emirlere dönüp baktığımızda belki de bize o konuyla alakalı sadece bir saat imtihan olmuşuz gibi gelecekmiş. Herkes dünyadaki fedakarlıkların mükafatını alırken “keşke o bir saatte sabretseymişim, sıksaymışım dişimi” diyecekmişiz.
Özellikle 40 yaşından sonra teheccüt namazında devamlılık şart. Çünkü yokuş aşağı iniliyor; tepeye aştık artık, bundan sonra ne yapabilirsek kâr. İsrafa nasıl son veririm? nasıl sadaka veririm? nasıl hayır hasenat yaparım? iyiliklerimi nasıl arttırırım? nasıl hayırlı dua alırım? insanların gönlüne nasıl girerim?