Aşık olmak nasıl bı his mesela gülerken ağlatır mi yada en mutlu olduğun anda aklıma gelip seni perişan eder mi aşk sevilmeyi becerebilirsen çok güzel bı his ama sevmeyi becerip sevilmeyi beceremez sen ahaaa hayatt sana ağzına sıçtım şimdi diyoo🤣🤣
Beni alıp İran'a götürün...
Yaklaşık sekiz sene önce üniversitede yabancı uyruklu öğrencilerle kaynaşma programı yapıldığında her ülkenin ayrı bir bölümü ve o bölümde de ülkeyi tanıtan kültürel objelere, dokümanlara ve bazı eserlere yer verilmişti. Tüm standları gezip en fazla ilgiyi İran'a göstermiştim. İranlı öğrenciler benim ülkeleriyle ilgili merakımı, aşırı alakamı ve iyi düzeyde bilgimi görünce şaşkınlıkla karşılayarak biz Türkiye'de bu denli sevildiğimizi, hayranlıkla bilindiğimizi bilmiyorduk demişti. Hatta böylesine İran'a adeta tutkulu biriyle ilk kez tanışıyorum demişti o arkadaşlardan biri. Konu bilhassa tarihten, edebiyattan, sinemadan, şiirden olunca doyumsuz bir sohbet gerçekleştirmiştik. İşte o birisi dedigim arkadaş tanışmamızı memnuniyetle karşılayıp İran'da yaşadığı yerin açık adresini ve numarasını vererek beni misafiri olmaya davet etmişti. Tabi imkânım olmadığı için gidemedim ancak içimde büyük bir korku var, ya İran'a da bişey olursa diye. İran çocukluğumun simge ülkelerindendir. Amcam sürekli tır ile İran'a gidiyordu ve oradan teneke kutularda mazot, benzin, yağ getiriyordu. Tabi çeşitli duvar halıları, kumaşlar, otantik kıyafetler, çay vb pek çok şey de getiriyordu. Annemler de o teneke kutularda sobanın üzerinde hayvanlara yemek pişiriyordu. İşte İlk okuma yazmayı henüz okula bile başlamadan o teneke kutulardan öğrenmiştim. Hâlâ hatırlarım ne yazdığını. Bunun dışında amcama olan aşırı düşkünlüğüm ve onun da beni çok sevmesi nedeniyle hep sorardım ona, "amca İran'a nerden gidiyorsun, beni de götürsene?" O da köyden görülen uzak dağları gösterip; " ahaaa işte şu dağların tepesinden gidiyorum" derdi. O çocuk aklımla, amcam sefere gittiğinde ve aklıma her düştüğünde, hasretle köyden gözüken o uzak dağlara bakıp amcamın hayaliyle ve İran'la konuşurdum. Fars kültürü, lisanı,
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Kültürümüz dilimizde, kardeşliğimiz yüreğimizde.”
“Koçgiri Kılbe niree ? “ --Nereki la gardaş ? -- heççç aha ööle bii gedecukk alişan beye doğru. --xayırdır bu vaxıttamı ? :)) axşam olsa ağnarduxda ! *çanak anten gurmaya gediyoxx!! (( --sen neye gediyon ki ! çırax yoxmuydu ki nem ? :) *gardaşımın işi bir seferde olsun deduk ! o enukler beceremez malamat ederler işi. --eyiyaa bende gelim yardımım neyim olur :) * sen bilin gardaş gedip gelecem hemen! kalmıyacammm. --ööle hemen geleceğe benzemiyoo gedişin :) * eyiyaaa bin madem bir sen noxsansın zati Hayranlık duyduğum bir kültür tam yaşayıp özümseyemediğm.Kendimi kimliğimi hep yarım "yitik"kimlik saymışımdır.tamm manası ile kelimelerin dansııı yanii :) gerçek olan alemde sanal kelimeler sohpetler.zara dan bahs ediyorum bir adıyla "koçgiri" sıvasa komşu yani :)) biz kendimize zaralıyıx deriz.üzerinde "turnaların"uçmadığı sıvas!! her insanının turna olduğu zara-koçgiri! bir rivayet derki "pir sultan"asıldıktan sonra üzerinde turnalar uçmaz olmuş.Bu gün kozmopolit bir kasaba bir adıda ermeni ismi olan zaro imiş eskiden.koçgiri isminide koçgiri aşiretinden alır.yavuz sultan selim döneminden kalma -verilen bir paye koçgiri kürtleşmiş-alevi Kızılbaştır yaniii.türk alevi köyleride vardır.tüm bu insanlar iç içe yaşar aralarında kutsal olan "kirve"lik teşkil etmiştir.herkesin kendi kültürünü özgürce kardeşçe yaşadığı bir yer zara-koçgiri.arada bir bahsii geçer yazdıklarımda "zozan"zozan koçgiride bir yayla!bu isimle ben hitap ediyorum.diğer adı "çiçekli yaylası" bir çiçeğim var çook severim Karçiçeğim ! birde yaylam! ayıramadım ikisini birbirinden hangisini çook severim bilemediğimden.ikisinede"zozan" zozanım dedim. benim zozanım.tahmin ettiğim arzu ettiğim kültürün olup olmadığını merak ediyordum ki !!! Tarık bindi arabaya:))) --laaa gardaşşş kaçç
Ahaaa
Kadının gözümün önünde kocama asılmasından tiksinmeye başlamıştım... Hizmetçi İzliyor
insalara degermi verdin ahaaa sen Kaybettin.
IQ'ma zam lütfen!
31.05.2021 bir prime time değil ama olsun işte 15:40, bugün başkaca 15:40 yok, o yüzden biricik, kendine ait kocaman bir 60saniyesi var, ahaaa bitti bile, 41'e döndü. Nermin Yıldırım ile tanıştım, "Dokunmadan" okuyorum, daha doğru ifadesi dinliyorum. Edebi bir romandan çok sanki şiir gibi, masal gibi, hayat gibi, benim rüyalarım gibi, düşüncelerim gibi... Kalbim ağırlaştı, 2 gündür dinlerken. Edebiyat, korkunun yalnızlığın, ete kemiğe bürünmüş hali.. Kelimeler en iyi terapi, sorun öylece dursa bile, içten çıkan ifade ile özgürleşmek kanatlanıp uçamasan da gökyüzünün varlığını hatırlamak, soluklanmak... Hafta sonu Instagram gezmelerimle garip bir pataloji öğrendim, "Salieri Kompleksi" Bildiğin afili, kıskançlık/haset:) "Kompleks ismini Mozart ile aynı dönemde yaşayan ama onun kadar yetenekli olamayan müzisyen olan Antonio Salieri’den alsa da tüm sektörler için mesleki bir konuda doğal seçilimin seçtiği insanları; seçmediği insanların kıskanmasına denir." Diye bir ekşi sözlük entrysini de buraya arakladım:) itiraf.... geliyor.... Benim yaptığım işi benden daha az sürede parmağının ucu ile aynı kalitede yapan koca kafalara uyuz oluyorum! Evet, evet, alenen kıskanıyorum! Tanrım, neden bana çokça zeka vermedin de işlerimi pıt diye halledip, tüm gün kitap okuyup kahve içemiyorum? Neden bilgisayarın başında iki büklüm saatleri yiyorum? Valla güzellik, zenginlik şöyle dursun; eğer ikinci bir tur bir daha dağıtım olursa Yaradan'dan IQ' ma +5 puancık zam istemeyi düşünüyorum:) Nokta.
Düşünce