Siyam-Kış güneşi
Karaca Korelin dördüncü sınıf tıp fakültesi öğrencisi. Ailesi annesi ve abisinden ibaret. Babası uzun zaman önce annesini terk etmiş.
6 yıl önce abisi evi terk etmiş ve boksör olmuş bu arada.
Karaca çalıştığı hastaneye abisinin olduğu yerden çağrı gelince oraya gider.Nerden bile bilirdiki abisini son kez göreceğini.O gün abisi rakibi ile dövüşte ölüyor. Karaca'da abisinin rakibini suçluyor.
Kunt Vidar Karyeli Karaca'ya katil olmadığını kanıtlamak ve aynı zamanda Karaca'nın abisinin ölmesinin ardında ki saklı gerçeği araşdırmak için bir araya gelirler.
----------‐-----
SPOİLER
Uzun zamandır okumak istiyodum bu kitabı ve sonunda başlaya bildim.
Ben bu kitapla ilgili tüm spoilerları yiyerek başladım. Böyle de okumak zevkli aslında. Olayların yada cümlelerin neden öyle yazıldığını anlaya biliyorum.
Son sahnelerde Karaca'nın Kunt'a "Bunun ne kadar kötü olduğunu bilmiyosun" deyişi çok pis içime oturdu. Sebebini bilmek..... Onu tekrar yaşamaktansa ölmeği göze alması çok üzücüydü.
Ve gerçekden bir kerede şu karakterlere ora tehlikeli denildiğinde yok işte sen varsın da ya da o kadar insan içinde ne ola bilir ki dese çıldıracam. Anlayın ki başınıza gelmeyen kalmayacak. Özelliklede fark ettim ki kitaplarda hepte tuvalete gidildiğinde bir şey oluyo. Artık tuvalete gidiyorum dediğinde karakter ahaaa bir şey olucak bak şimdi havasındayım.
Bu arada ben Karaca'nın yerinde olsam kurt falan demem sarılırdşm Karayel'e. İçimde kaldı o. Kitapta sevdiğim karakterin bir kurt olmasına hiç bir şey söyleyemicem.
Bakalım diğer kitabta başımıza neler gelecek.
Başlarda çok sıkıldım birakiyordum. Nemrut Nevale 30 yasinda ki Hanna ile 15 yaşında ki Michaelin aşkı eee bu olacak şey mi sübyanci kari. Bir de yeni yetmeye ha bire kitap okutuyor surekli asık suratli ehh be dedim. Ne önerdi 2.kitap kulübümüz bu kitabi ki dedim. Okumayacaktım ama ben iflah olmaz bir karpuzu kelek çıkasa da para verdim diye yiyen enayilerden olduğum için okudum ve sonunda salya sümük ağladım. Evet ağladım. Kelek çıkmadi ya la kitap. Bunlarin asklari fingirdemek kitap okumakla devam ederkene kari ortadan kayboluyor. Yeni yetme ergenus cok uzuluyor ne ettim de gitti diyor. Sonra hukuk okuyor oğlan Hanna ile bir dava da karsilasiyor eee bu bana neyi hatirlatti Tolstoyun Dirilişi Şerefsiz Dimitriden mi esinlendi acaba yazar derken ama masum olan Katyusaydi burda roller degisik. Hanna nazi subayiymis yakmis ya masumcuk Yahudileri neyse cok ayrinti vermeyim verdimde vermemisim gibi yapin. Buralar kitabin bam teli ahaaa anliyorsun. Hannanin nemrudun gizi hallerini. Uzuluyorum 18 yil ceza aliyor. Olaylar olaylar sonu beni derin yaraladi. Ha oyle olmayaydi ne var idi yok. Beğendim. Filmi de varmiş Titanikteki Rose oynuyormuş zaman olsa izlerim ama bebeylen nereye izliyorum acaba.
Schopenhauer demiş ki: "Benden sonra Dünya Niçeda'nın Tasarımıdır " Ahaaa düştünüz elime hepinizi ***** şeyy,,, yok edeceğimm,,, nihahahahaha(kötü kadın gülüşü efektisii) Elimde olsa yapar mıydım? kesinlikle EVET :D Neyse geçiniz bunları efendim geçiniz...
Schopenhauer'un etkilendiği ve benim de bir süre etkisinde kaldığım filozof Kant dünyayı algılama biçimini Numen(bir nesnenin duyularımızdan arındıktan sonra nasıl göründüğü ile ilgilidir) ve Fenomen(bizi çevreleyen dünyada duyularımız ve duyuşlarımız aracılığı ile algıladığımız herhangi bir nesnenin salt görünüşüdür) olarak ikiye ayırır. Bu düşünce epey zaman benim içinde geçerliydi. Yani aslında benim gördüğüm her şey aslında daha farklı gözükebilir veya görmediğim şeyler de olabilir. Bunu algılayacak kapasite de olmayabilirim vb. gibi. Ancak Schopenhauer bunu fazla ütopik bulur. Ona göre şeyler özlerinde tektir. Dünya asıl gördüğümüz şekilde TASARIMdır. Bu algılama biçiminden ziyade tüm dünyanın oluşumunu da zorunlu kılan İSTENÇtir.
Peki bu istenç nedir? Yoksa irade mi? Ya da özgür irade dediğimiz şey bir kandırmaca mı? İrade dediğimiz şey, bize oluşu nihai sonuç olan şeyi seçtiren kör bir istenç mi? Bir şeyi seçtiğimizi düşünsekte ne isteyeceğimizi seçemeyiz aslında. Çünkü seçeceğimiz şey zaten istencimizle doğru orantılıdır. Yani kısacası istenç bizim nihai varoluş sebebimizdir. Örneğin susadığımız zaman su içmemeyi seçsek bile eninde sonunda o suyu içmek zorunda kalacağız. Bu sadece insan ile de kısıtlanmaz, tüm dünya istemeyle var olur. Yeni doğan canlıların davranışları da kör istençtir. Zorunlu bir isteme hali ve davranışı. (Bu örnekler benim çıkarımımdır.) Schopenhauer'a göre ondan önceki filozoflardan onu ayıran en önemli düşünce de budur.
Bu özü gereği zorunlu kör istenç durumu aslında
Kitaptır. Kitabın adı ince memed. Ahaaa sonraa yaşar abe yazmış. Yaşar abe derken bizim pansiyondaki bulaşıkçı yaşar ABeden bahsetmiyorum haa yazar olan yaşar abeden bahsediyorum.
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri #basakile1001okuyoruz grubumuzun Eylül ayı kitabıydı.
Kitap otobiyografik yazar da faşizm sebebiyle sürgün edilmiş ve bu kitabı sürgünde yazmaya başlamış. Carlo Levi doktor , ressam , yazar. Kitapta iste yine aynı şekilde baş karakterimiz bir doktor , İtalya’nın güneyine bir köye sürgün ediliyor. Doktorun ağzından, köy halkının yaşantısını ,batıl inançlarını, sefaletini ve faşizm hakkındaki gözlemlerini okuyoruz. Çok içten çok yalın nesnel bir şekilde devlet eleştirisi yapıyor. Kitabın sonunda ideal devlet nasıl olur nerede durmalıdır gibi kendi fikirlerini ortaya koyduğu kısmı özellikle çok sevdim. İsa’nın bile girmediği bir köy düşünün, yerel halk ve siyasi sürgünler var sadece, o sürgünlere çok iyi bakılıyor. Aslında köylünün de sürgünlerden bir farkı yok. Üretimin sanayinin tarımın olmadığı ama vergilerin bol olduğu bir coğrafya. Kaderlerine terk edilmiş bir durum var , çoğu insan oradan kaçıp Amerika’ya gitmenin peşinde gelenlerde mutsuz. Hikayede ki doktor köylülere bir nevi umut oluyor saflığıyla yardımseverliğiyle. Siyasetin en girmemesi gereken yer olan insan hayatı insan sağlığı bile siyasi emellerin kurbanı olmuş bu köyde. Köylü dinini reddetmiş kiliseye girmiyor batıl inançlarla büyülerle geleneklerini sürdürmeye çalışıyor. Açlık, sefalet , pislik cabası.Yazar bütün bunları o kadar samimi ve tarafsız bir gözle anlatmış ki okurken gerçekten ordaymış gibi hissediyorsunuz. Çoğu yerde ahaaa ben ince Memed okuyorum dedim. Ya da uyandırılmış toprak. Toplumcu gerçekçi metinleri seviyorsanız kesinlikle göz atmanız gerekir, sadece şöyle bir nokta var hikaye olaydan ziyade gözlem odaklı hatta bütün kitap öyle dolayısıyla öyle bir çırpıda okuyabildiğim bir kitap olmadı.
Oooo…. Çok sert! İlk kitap mı? Yok canım! Bakayım; vallahi öyle. #dantealighieri nin #cehennem inden “İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.” cümlesine kapağında yer vererek zaten beni bir tavladı. Sen çok yaşa ve çok yaz sevgili Ahmet Ziya Yıldırım Bu nasıl güzel kurgudur, ne yalın bir anlatımdır yahu! Hani hep derim ya; #whodunit okumaktan ziyade #whydunit tercihimdir diye, hah işte tam da böyle bir eser bu. Psikoloji, sosyoloji, mitoloji, polisiye, dram, gizem, gerilim unsurları da barındıran#oxi kesinlikle muhteşem. Katili ilk sayfadan bize verdiği halde “amanın”, “ahaaa”, “ulan”, “hoppalaaaa” diye diye okuduğum nadir kitaplardandı. Tam “hah tamam finali şöyle” diye düşünürken yazar beni sürekli şaşırtarak son sayfaya kadar soluksuz getirdi.
Cenk. Çocukluğunda yaşadığı ve aslında pek de hatırlamadığı travmaları var. Üstüne üstlük şekersiz şeker denilen bir hastalıktan da muzdarip. Hayatını idame ettirebilmek için dışarıdan hormon ilaçları kullanması gerekiyor ama bu ilaçlar artık ona yeterli gelmiyor gibi görünüyor. Tuhaf fetişleri de olan Cenk işte bu hormonu yerine koyacak başka bir dürtüye yenik düşüyor. Bu dürtünün sonucu olarak küvette, bantla sımsıkı sarılmış, ölü bir kadın bulununca Komiserler Ragıp ve Ahmet, hayatlarında kaybedecekleri çok şey olacağını bilmeden katilin peşine düşüyorlar. Cenk ise hatırlayamadığı geçmişini ve kendisini terk eden annesini ararken ardında cesetler bırakmaya devam ediyor.
İstanbul’dan Sivas’a kadar uzanan bu kaçma kovalama macerasında fazlaca heyecan, acayip ve tuhaf cinayetler, zeki ve aslında oldukça naif bir katil ve Holmes’u aratmayan zekalarıyla cevval komiserler var. BAYILDIM Sevgili Hüseyin Sadıç Grange benzetmesi yapmış, ben de diyorum ki “Grange kim beee?”
@author.ahmetziyayildirim @inkilapkitabevi #oxi