❝Kul, küçüldükçe küçültür.❞
Bir kitap incelemesiyle geldim.
Açık konuşayım, kitap uzun ve ben okurken o kadar keyif aldım ki tek solukta bitirmek istemedim. Bilerek ağırdan aldım. Sindire sindire okunacak türden.
Kitap, toplumsal sorunlara ve ilişkilere dair ciddi mesajlar barındırıyor. Din, bastırılmışlık, ahlak–etik değerler ve bunların yarattığı ikilemler kitap boyunca kendini hissettiriyor. Yazarların yazdıkları konuyla yer yer kendi içlerinde çelişmelerine falan özellikle girmeyeceğim. Sırf eleştirmiş olmak için eleştirmek istemiyorum. Ben bir kitabı elime aldığımda beni sarmasını, içine almasını, okurken keyif vermesini beklerim. Bu kitap bunu yaptıysa, benim için mesele kapanır.
Kısacası sevdim.
Kahkaha attığım, hüzünlendiğim, sevindiğim ve sorguladığım birçok sahne vardı.
Konuya gelirsek…
Baş karakterimiz Hindoloji mezunu (Özür dilerim Berna ama : ahahhaha ). Halasının kocasının bağlantısı sayesinde İstanbul’da prestijli bir şirkette staj yapma hakkı kazanıyor. Aynı zamanda yıllarca babasının annesini öldürdüğü yalanıyla kandırılmış, babaannesi ve halasının himayesinde büyümüş bir kız.
Kitap boyunca halasının, yeğenini kendi çocuklarından bile fazla sevmesi ve onu şımartmaması bana hep biraz ütopik geldi. İnsanın içinden “millette ne halalar var” dedirtiyor. Bizimkilerde anca fitne fücur… Neyse. Bonkörlüğün altında aslında oldukça acı bir neden yatıyor ama kitabın sırrını burada deşifre etmeyeyim.
Bu kızımız, staj süresince halasının evlerinden birinde, site içinde bir evde başka bir kadın kiracıyla yaşayacaktı. Gel gelelim, “kadın” sandıkları kiracı bir bakıyorsun İrlanda Merkez Bankası Başkanı Felix Harold çıkıyor. Meğerse adamın asistanı evi onun adına kiralamış falan. Sonra diyorlar ki Türkler bilim kurgu yazamıyor… ahaha.
Aile sitesi ortamı,