Bugün üç farklı belgesel izledim ve herbiri adeta ruhuma paslı bir çivi gibi mıhlandı. Aman Yarabbi ne kadar şükürsüzüm ne kadar gafilim ve ne kadar beyhudeyim. Ürktüm çünkü fevkalade ürkütücü bir durumdayım. Zira ekran camında sızan izlediğim o hayatlar, aslında bizim dert dediğimiz her şeyi birer şımarıklık müzesi olduğu gerçeğini başımıza çarpıyor. Evet, Bir anne düşünün, hayatı, evlatlarının kursağına girecek bir lokma ekmeği çöplerin kirli karanlığından çekip çıkarmak üzerine kurulu. Ve düşündüm de o kadının boğazında düğümlenen hıçkırık, bizim lüks sofralarımdaki iştahım bıçak gibi kesmiyorsa, insanlığım kurumuş bir ağaçtan farksız demektir.
Diğer yanda, kendi bedeninin hapishanesinde mahkûm olmuş, dört yüz altmış kilonun altında her nefesi bir savaş gibi veren bi adam/kadın. Bizim hiç düşünmeden attığımız her adım, her sabah pencereyi açıp içimize çektiğimiz o orman havası, onun için ulaşılması imkansız bir ütopya adeta. Biz yürümenin, uyumanın, hatta kendi ihtiyacını görmenin sıradanlığını yaşıyoruz; o ise nefes almanın bedelini her saniye neredeyse canıyla ödüyor. Ben ise bu muazzam dengenin içinde, gaflet dediğimiz o kalın yorganın altında, her nefesin birer mucize olduğunu unutarak horul horul uyuyorum ya...
Peki ya başka bir belgeselde o beli bükülmüş, ayakta durmaya dermanı kalmamış teyze? Kendi öz bakımını, saçını taramayı, bir aynaya bakmayı zaman kaybı sayacak kadar hayattan kopmuş. Neden? Çünkü çöpten çıkacak bir plastik şişe, bir yetimin aylık ihtiyacından eksilmeyecek bir kuruş demekti onun için. O an kend kendime teyze çöplerin arasında sadece atık değil, bizim kayıp vicdanımızı da arıyor sanki diye dramla mülahaza ettim. Zira o denli bir trajedi ki ki o teyze paramparça olmuş bir hayatın içinde bir dakikanın hesabını yapıyor hala.
Peki ya ben?
Yaratımı sona erdikten sonra Allah (c.c) yedinci günü kutsal ilan etti. Kutsal da, böylelikle, -mek için olan bir gün değil, aksine kullanılamazı kullanmayı mümkün kılan -meme'nin günüdür. Bu gün yorgunluk günüdür. Ara-zaman, işin olmadığı oyun-zamandır. Bu zaman Heidegger'in, esasen ihtimam gösterilen ve iş için olan zamanından farklıdır. Handke bu ara-zamanı bir arkadaşlık zamanı olarak tarif eder.
Takatsizlik yorgunluğu pozitif imkanın yorgunluğudur. Bir şey yapma yetisini ortadan kaldırır. Teneffüs edilen yorgunluksa, negatif imkanın yorgunluğu, yani -meme'nin yorgunlugudur.