Kimse tarafından anlaşılmamış, her şeye yabancı, bilmediğim bir yaşayışın kudretli gürültüsüyle sersemlemiş olan ben; acaba şu kuvvetli, güzel vücutlu soytarı gibi, sakin sakin gülümseyerek, yalnız kendi dostluğumun içine kapanmış bir halde yaşayabilir miydim?
Yetersizlik duygusu insanı toplum dışına iter. Ne var ki doğuştan insanda varolan toplumdakiler duygusunun kalıntılarını yeniden diriltip insanı yeniden topluma kazandırabiliriz. Toplum dışına itilen insan ‘kötü’ değil yalnızca cesareti kırılmış biridir. Cesaretlendiril mi, tekrar toplumun yararlı bir üyesi olur. Toplumdaki duygusuyla yetersizlik duygusu arasındaki çatışmadan insanın ‘devinim yasası’ doğup ortaya çıkar. Çünkü yaşam devinim demektir. Herkes erken çocukluk döneminden başlayarak fiktif (hayali) bir yaşam amacına yönelik yaşam planı oluşturur. Bu gizli yaşam planı ilerler. Kendi yaşam amacına yaklaşmaya çalışır. Yaşam amacı, yaşam planıyla uyum içindeyse insan saptadığı amaca ulaşır.
Anlayamıyordum: hiddetinin, gözlerindeki öfkeli parlaklığın günlerce sürmesini anlayamıyordum. İnsan arada sırada bir şeye kızıp birkaç gün dargın kalabilirdi, ama bunu günlerce sürdürmek? Hem biz çocukların ne günahı vardı? Biz de o evde yaşamak zorundaydık.
Öfkesinden etrafa saldıran kadın, suyu bulanmış pınara benzer: Sevimsiz, tatsız, itici, güzellikten yoksundur. Öyle kaldıkça da ne kadar susamış olursa olsun kimsenin içinden gelmez ondan bir yudum almak ya da bir damlasına bile dokunmak.
Yalan olduğunu bilsen dahi inanacaksın insan oğluna, yani dinleyeceksin onu, niçin yalan söylediğini anlamaya çalışacaksın. Bazen yalan, insanın özünü gerçeklerden daha çok açığa vurur.