“Öldür beni yoksa ben seni öldürürüm. Öldür beni! Yap şunu!”
“Newt...”
“Ben onlardan biri olmadan önce yap!”
“Ben…”
“ÖLDÜR BENİ!” Ve sonra Newt’in bakışları, sanki son kez akıl sağlığını kazanmışçasına berraklaştı, sesi yumuşadı. “Lütfen, Tommy. Lütfen.”
Kalbi kapkaranlık bir cehenneme düşen Thomas tetiği çekti.
"...Kalbim yine deliriyor. Sanki birileri karnımın içinde mısır patlatıyormuş gibi tuhaf kıpırtılar hissediyorum. Bu adamın cazibesi beni fena çarpıyor fena. Bir anda bütün her şeyi bir kenara bırakıp saatlerce onun suratını izlemek gibi anlamsız istekler duyuyorum. Zihnimde ikimizin yer aldığı pembe dizide romantik sahneler canlanıyor. Bana baktığı zaman, aylardır beğendiğim ayakkabıyı yüzde yetmiş beş indirimle almış gibi mesut oluyorum. Kendimden geçiyorum."
"Ben burada durmuş bir çözüm üretmeye çalışıyorum ve sen dalga geçiyorsun!"
"Dalga falan geçmiyorum! Ben de senin kadar zor durumdayım!"
"En azından durumun zor olduğunu fark etmişsin. Eh bir sarışına göre fena sayılmaz doğrusu!"
"Sensin be sarışın! Doğru konuş benimle!"
"Konuşmazsam ne olur?"
"Kırarım senin o koca kafanı!"
"Koca kafamı mı?"
"Koca kafanı tabii ya. Zoruna mı gitti?"
"Asıl koca kafalı olan sens-"
"Allah aşkına ne yapıyorsunuz siz!"