Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.
Yenik düştü.
O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.
Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.
Gecenin sahibi sisler.
Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.
"Ben senin ne kadar çok uğraşırsan uğraş, öldürmeyi asla başaramadığın şeyim. Ben umudum."
Sissoylu serisi Brandon Sanderson'dan okuduğum ve henüz devamını getiremediğim Steelheart'dan sonraki ilk kitabım. Orada yazarın kalemini çok beğenmiş ve öncelikle bu seriyi okumak için sürekli okuma listeme eklemiştim.2021'in bu sıcak temmuz günleri doğru zamanmış demek ki. Okul zamanındaki o telaşe içinde başlamadığım için mutluyum. Şimdi kitaba, evrene, karakterlere (özellikle Kelsiier beyefendi) daha yakın hissediyorum ve bir yerde kendimi kurgunun içinde gezerken bulabiliyorum.
Kitabımız tam anlamıyla bir isyan sürecini işliyor. Bu isyan sürecinin ortaya çıkış sürecini, gelişimini, beklenmedik olayların etkisini ve yeni planlar bulma sürecini Kelsier ve müthiş ekibinin gözünden okuyor, bir yandan da Allomansi hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Skaa grupların toplumdaki yeri, asillerin Lord Hükümdar için bulunduğu konumu, obligatör ve