"... çünkü düşünmek -öyle görünüyordu ona- nedenleri bilip tanımak demekti, ancak bu yoldan duygular bilgilere dönüşür ve yitip gitmeyerek bir varlık kazanır, içlerindeki özü ışıyarak çevrelerine yansıtırdı.„
Siddhartha Herman Hesse'den ilk okuduğum Demian'dan sonra en merak ettiğim eseriydi.Sürükleyici anlatım tarzıyla ele alacağı şahsiyeti ondan okumayı çok istiyordum.Kitabı elime almamla bir gün içinde bitirmemse beni hiç şaşırtmadı.Herman Hesse'nin okuyucuyu içine çeken bir anlatım tarzı var.
Kitap Siddhartha'nın yaşama,kendine ve özüne bakış açılarını derinlemesine işliyor.Genç bir delikanlıyken başladığı derin arayış yolculuğu,yetişkinliğe ve saçlarına düşen kül beyazlarına kadar devam ederken biz de hem onun yaşamına hem de yaşamındaki dönüm noktalarıyla beraber şekillenen temel kalıplarına şahit oluyoruz.Yıllar geçiyor,kimi zaman mekanlar,kimi zaman yol arkadaşları değişiyor,o da büyüyor ve zihnindeki düşünce bulutları yavaş yavaş dağılmaya ve netlik kazanmaya başlıyor.Düz bir yol değil lakin bu,inişli çıkışlı,dolambaçlı ve yorucu.
Kitapta en çok beğendiğim nokta işlenen kibir kavramıydı.Hem de farkında bile olmadan sürüklenilen ve bir zaman sonra ayırdına varılan kibir kavramı.Karakterin uyanış anlarından birinde su yüzüne çıkarılan bu kavram,farkına varılmasıyla kitapta adı geçen bazı yargılara cevap gibi oldu benim için.En nihayetinde bir felsefeyi ele alan ve Budizm'i yazarın kalemiyle inceleyen bir kitap olmuş olsa da bir yanım kitabı bambaşka bir gözle okudu.Büyümeyi,düşüncelerin şekillenişini,kabullenmeyi,seçim yapmayı ve bazen de bırakmayı,bırakıp sadece izlemeyi de gördük ve sadece tek bir noktaya değil de karakterin iç dünyasına da vakıf olabileceğimiz bir eser olduğu için de galiba bu denli hızlı bitirebildim diyorum.
Kitap nasıl desem,sanki