Aisha

Aisha
@aisha_gull
Göğüs Kafesi Mezarlığı
Kafanda öldürmediğin insanın cesedi toprağın altına girse de kalbi göğüs kafesinde atmaya devam eder. Sesi, yüzü, kokusu, dokunuşu, enerjisi... Anılarında soluklanır her biri. Bir yere gidersin; önceden onu gördüğün bir yerdir orası, tam o köşede yaşamaya devam eder ruhu işte. Aklında oynatıp durursun tam orada söylediklerini, o kaldırımda yürüyüşünü, eğilip bakmışsa açısını, yüz ifadesini hatırlarsın, ses tonunu hatırlarsın, saçlarına değen rüzgarı... Saat kaçtı onu bile hatırlarsın. Mümkün kılmaz hayat birini öylece unutmayı. Öldürmez çünkü dünya, ölen insanın hatırasını. Bir şarkı bir yerden tanıdık geliyordu, bir rüzgar esiyordu, aynı parfüm ciğerlerine doluyordu, çok sevdiğini bildiğin bir yemek bir masada önüne konuyordu ya da hep aynı köşeden dönerken bakıyordun işte oralara bir yerlere, belki yürüyordur aynı kaldırımda diye. Tabutunu görmüş olman hiçbir şeyi değiştirmiyordu. İnsanın aklı yaşamayı ölene kadar kavrayamadığı gibi, ölümüde yaşarken anlamıyordu işte. Nasıl akıyordu trafik hiçbir şey olmamış gibi? Hep karanlıkta bıraksa olmaz mıydı gökyüzü bizi de anılarımızı da, bizi de gözümüze olan yaşları da, bizi de aklımızı çıkaran ama aklımızdan çıkmayan o yüzleri de... Bizi bıraksa olmuyor muydu şöyle karanlık bir köşede? Sonra devam edebilirdi işte her şey. Sonra akabilirdi trafik, doğabilirdi güneş, kahkahalar atılabilirdi kaldırımlarından yürüyüp geçtiğimiz kafelerin içinde. Bak, onu aldım, diyordu dünya uçsuz bucaksız gökyüzünü yüzümüze dikerken. Ama sen kalacaksın ki hem de, bu uçan kuşlar, bu el ele tutuşmuş parkta koşturan çocuklar, bu renkli balonlar rahatsız edececek seni. Bu güzel havalar dokunacak sana. Bir şey yemeye ihtiyaç duymak, yataktan kalkıp yüzünü yıkamak zorunda kalmak hep rahatsız edecek seni. Onu aldım, sen yaşayacaksın ve böyle yaşamak
Sayfa 213
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiçbir şey rahatlatmıyordu ne aklımı, ne bedenimi, ne de kalbimi.
Sayfa 214
Yara bantları
Ve sadece ölümle kaybedilmiyordu insanlar.
Sayfa 214
Sorulmadıkça pek anlatmadım. Dürüst olmak gerekirse, sorulduğunda da çok şey anlatmadım. Anlatmak istediklerim anlayamadıklarımdı, anlatmam gerekenler ise konuşamadığım... Kelimeler üst üste bindiler boğazımdan yukarı, inadımdan açmadım ama ben ağzımı. Sessizce yaşamak, sessizce ölmek istedim. Geriye dönüp bakıyorum da... Dışarıda koca bir dünya vardı ve ben de herkes gibi değerleydim, yaşamım bir anlam ifade ediyordu. Yalnızca henüz o anlamı bulamamıştım, rötar yemiştim belki de on dokuz yıllık... Ben nasıl değerliysem bir karınca da değerliydi; hatta ortak bir noktamız bile vardı fikrimce, ikimizde küçüktük; küçücüktük... Yalnızca ben, daha da küçük hissediyordum, sanki mümkünmüş gibi. Çocukluğuma sesleniyordum şimdi buradan; bir kabusun içine sıkışıp kalmış onca yıla; uyan küçük, çünkü kutudan büyük çıktı. Çünkü yaşamalısın.
Sayfa 326
Kirli Beyaz Kedi
Bir çocuğun o yaşta öğrenmesi gereken son duygu çaresizlik. Çocuklar şeker ve çikolata yemeli, annelerinin babalarının ellerinden tutup parklara gitmeli, çok oynamalı ve çok düşmeli yere evet yara bere içinde olmalıdizleri dirsekleri ama çocuklar ağlayınca gözyaşları silinmeli, uyuyamayınca masal dinlemeli, gecenin bir yarısı yatağının altındaki canavarlar yorganlarından çıkardıkları ellerinden yakalamaya çalışırsa diye yalnız uyumamalı bazen. Bir çocuğun öğrenmesi gereken son duygu, kendi evinde hissettiği korku. Kapısı açılırsa diye yabancı bir adam tarafından, kolu kırılırsa ve yanlış kaynarsa kırığı; acırsa çok, uyuyamazsa artık, ağlayamazsa bile duyulur diye sesi...
Sayfa 408