''İnsanlar devam edebilmek için affetmen gerektiğini söylerler. Ben buna inanmıyorum, bence affetmeye gerek yok yoluna devam edebilmek için. Olan oldu, affetmen, hiçbir şeyi değiştirmez. Devam edebilmek için, tıkılı kaldığın kafesten kurtulmalı ya da ayağa kalkmalısın; yolun ortasına çömelmiş oturursan tabii ki ayakların gitmez. Aynı bunun gibi, arkanda bırakmak için de unutman gerekmez. Liva. Sadece bırakıp yoluna devam etmelisin, onlar zaten arkada kalacaklardır.''
'' Tam da bu yüzden,'' dedi beni yakalamış gibi. '' Geçmişin hayaletlerinin seni avladığı hiçbiri günü şu anda yaşayamıyorsun. Geçmiş, güzel anılarla dolu olsa bile onu arkanda bırakmak en sağlıklı olanı. Çünkü sen o mutlu anılarınla tutunurken aslında derin bir yas tutuyorsunkalbinde, çürütüyor içindeki tüm diğer duyguları.''
Önemli olan affetmek, unutmak, iyileşmek, değildi.
Önemli olan yalnızca ve yalnızca, geçmişi geçmişte bırakabilmek ve şu anda yaşayabilmekti, geçmişin etkilenmesine izin vermeden. Çünkü ancak o zaman geçmiş, gerçekten geçmiş olabilirdi.
Vazgeçmekle seçim yapmak arasında pek de bir fark yokmuş.
İçine tıkıldığım kafes çiğerlerime nefes, kafesin dışı boşlukmuş.
Bir varmış, bir yokmuş.
Küçük kızın yatağı kaldırım taşlarıymış bunca sene.
Evi yokmuş. Yok olmuş.