'' Kimse yoktu, neden şimdi bu kadar kalabalık? Aklımda, etrafım da... Alışkın değilim ben!'' Belki ellerimi kullanamıyordum ama sözlerimin onu tokatladığından emin olacaktım. '' Anlamıyor musun?''
'' Sorun şu ki küçük kız,'' dedi bana hitaben. '' Hayat seni büyümeni beklemez, acıyı hissedecek olgunlukta olup olmanla ilgilemez, seni sancır. Seni öyle bir sancır ki anandan emdiğin süt götünden çıkar. O yüzünden büyümekle ilgili anlattığın saçmalığı unut, herkesin hikayesi farklıdır.
Senin tecrübelerin baaşkasına yardımcı olmaz, anca aklına çukur açar.''
Oysa ki devam etmek zorundaydı. Kayıplar her şavaşta veriliyordu ve ne yazık ki bu dünyada kazanmaktan daha önemli değildi hiç bir şey. Hele onlar için... Mutlu olmak bile.
Dünya baştan aşağı kirliydi ve biz de elimizde çalı süpürgesiyle sokaktaki çöpleri süpürüyorduk.
Birde... Ne kadar çok uğraşırsam kendi üzerimde, hayal kırıklığının o kadar büyük olacağı hissine kapılıyordum her zaman. Korkuyordum kısaca çünkü çok heyecanlanıyordum uğraşınca. Oysa boş vermişlik öyle miydi? O kadar rahat bir ruh haliydi ki, bunca zamandır süregelen umursamazlığı boş vermişliğime borçluydum.