İslam dünyasının duyarsızlığı, Yahudilere, Müslümanları namaz kılarken dahi tutuklama cesareti vermiştir.
Zira Yahudi, hedeflediği şeyi sindire sindire yapar ve Müslümanlar bu durumu artık kanıksadıkları için olan bitene sessiz kalırlar. Bunu Kudüs'ün işgalinde, Mescid-i Ak-sâ'nın yakılmasında, Kudüs'ün İsrail'in başkenti ilan edilmesinde, Halîllurrahman Câmii'ndeki katliam ve sonrasında mescidin ikiye bölünerek yarıdan fazlasının sinagoga çevrilmesinde, Mescid-i Aksa'ya yapılan baskınlarda, Mescid-i Aksa'nın altına açılan tünellerde görüyoruz...
Bu sırada masanın üstündeki çiçekliğin içinde duran bir beyaz gülü Samime gördü. Şimdi düşünüyordu: Bu vatanın her avuç toprağı bir şehit kanıyla yoğrulmuşken nasıl oluyor da bahçelerinde yine beyaz güller, ak zambaklar, sarı papatyalar yetişiyor? Her köşesi inleyen bir ninenin, kahrolan bir sevgilinin acı yaşlarıyla sulandığı hâlde nasıl oluyor da çiçeklerinin göbeklerinde yine her arı bir içim tatlı, her kelebek bir parlak renk buluyor?
Bu yaşıma geldim, şöyle büyük bir günah işlediğimi anımsamıyorum. Herkesin küçük günahları olur. Her insan günahkârdır, siz bile anacığım! Ama toplumun huzurunu bozucu nitelikte bir günahım, suçum hiç olmamıştır.
Elinizdeki çalışma da, AK Parti'nin ulus-devlete dair modernist İslâmcı stratejilerinin altını çizmesiyle bu çizgiye yakın durmaktadır. Burada bir parantez açarak İslâmcılık sözcüğünün yanına gelen "modernist" tamlayanının farklı ideolojik duruşlardan farklı tepkiler almaya gebe olduğuna değinilebilir. Modernizm salt Aydınlanma değerleri ile tanımlandığında, islâmcılığın, modernist olarak tanımlanmak için yeterince rasyonel, özgürlükçü veya demokratik olmadığını öne sürenler olacaktır.
Bu dönem Türkiye'de de, sisteme karşı daha muhalif görünen Milli Görüş geleneğinden, o dönem için daha "ılımlı" olarak tanımlanan AK Parti çizgisine geçildiği dönemdir.