Benim çocukluğumda ve gençliğimde ki Türkiye'nin yapısı 2000'li yıllara yaklaşırken değişmeye başladı. Köylere traktör girdi, işsizlik ortaya çıktı ama ekecek toprağı olan da zenginleşmeye başladı. Dahası 1950'den sonra iki bin yıldır tahsildar ve jandarmadan saklanan köylünün yerini, heyetler halinde Ankara'ya gidip, kaymakamla valiyi şikayet edip tayin ettirmeye başlayanlar aldılar. Demokrasi böyle geliyordu. Kitleler masum bir istekle değişimin tadına bakıyordu ama, işin ucunun kaçırılması da mukadderdi.
Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettigi bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi. Aydın, Tanzimat'tan beri batı kapitalizminin şuursuz simsarı. Tanzimat bir medeniyetin fethi değil bir ırzını teslim. Ve aydın harabe haline getirdiği bu memleketin enkazından birşeyler yüklenip Batı'ya kaçmak istiyor. O enkazla yeni bir bina kurmak güç şey. Ama zavallı dostlarım dünyanın en güzel coğrafyasını cehennemlestiren biziz!...