Bilişsel terapinin ilk ilkesi, tüm duygularımızın ‘biliş’lerinizle ya da düşüncelerinizle yaratıldığıdır. ‘Biliş’ olaylara bakışınız, algılarınız, zihinsel tutumlarınız ve inançlarınız demektir. Buna, dünyayı nasıl yorumladığınız, bir kişi ya da bir şey hakkında kendinize söyledikleriniz de dahildir. Şu anda böyle hissetmenizin nedeni, şimdi düşünmekte olduğunuz şeylerdir.
Herhangi bir anlamı aktivitenin duygudurumunuzu iyileştirmek için neden bir şansı olduğunu biliyor musunuz? Hiçbir şey yapmazsanız, zihninize doluşan olumsuz, yıkıcı düşüncelerle meşgul olacaksınız. Eğer bir şey yaparsanız, kendinize iftira eden o iş konuşmadan geçici olarak uzaklaşacaksınız. Daha da önemlisi, deneyimleyeceğiniz egemen olma duygusu, başlangıçta sizi yavaşlatan çarpıtılmış düşüncelerin çoğunun yanlış olduğunu gösterecektir.
Kişiselleştirme, karşısında sizi çaresiz bırakan bir suçluluk hissettirir. Bütün dünyayı sırtınızda taşıdığınızı hissettiren hareketsizleştirici ve ağır bir sorumluluğun altında acı çekersiniz. Başkaları üzerindeki “etki” ile “kontrol”ü karıştırmışsınızdır.
Öncelikle, yaptıklarınız sayesinde değer kazanamazsınız. Başarılar size tatmin getirebilir ama mutluluk değil. Başarılara dayalı özgüven “sahte” bir güvendir, gerçek değildir.
…olaylar hakkında düşünme şeklinizi ve hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz. Ve bunu yaptığınızda, duygudurumunuzda, bakış açınızda ve üretkenliğinizde derin ve kalıcı değişiklikler yaşayacaksınız. İşte, bilişsel terapi kısaca bu demektir!