Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
Kitle, birey üzerinde sınırsız bir güç veya yenilmez bir tehlike izlenimi oluşturur. O an için kitle, sevgisi uğruna kişinin kendisini sınırlandırmayı sineye çektiği, gazabından korkulduğu, kendisini tüm beşeriyetin temsilcisi yerine koymuş dişi otoritedir. Onunla ters düşmek belli ki tehlikelidir ve bununla ilgili her yerde gösterilen örneği takip etmek yani deyim yerindeyse "kurtlarla birlikte ulumak” daha güvenlidir. Yeni otoriteye karşı itaatte önceki "vicdan" mekanizması devre dışı bırakılır ve engellemelerin ortadan kalkmasıyla hedeflenen haz almanın cazibesine teslim olunur.
Le Bon'un kitle önderleri hakkında söyledikleri daha az ayrıntılıdır ve usulüne uygun olanı öyle parıltılı bir şekilde anlaşılır kılmaktan uzaktır. İster bir hayvan sürüsü ister bir insan yığını olsun, belirli sayıda canlı varlık, bir araya gelir gelmez içgüdüsel olarak bir liderin otoritesi altına girerler. Kitle, katiyen efendisiz yaşayamayan itaatkâr bir sürüdür. İtaat etmeye öyle susamıştır ki, kendini efendisi ilan eden herkese içgüdüsel olarak tabi olur.
Ve nihayetinde: Kitleler hakikate susamışlığı asla tanımamışlardır. Vazgeçemeyecekleri illüzyonlar talep ederler. Onlarda reel olmayan, reel olana karşı daima üstünlük sahibidir, gerçekdışı onları neredeyse? gerçek kadar güçlü bir şekilde etkiler. Bunların ikisi arasında ayrım yapmamak gibi bariz bir eğilime sahiptirler.