Ey Şair
seni hangi yeşil uçurumlara sürüklüyor bu çavlan
bu eriyerek sel sularına karışan sahil?
Duruşunun kırmızı gölgeleri düşüyor yüzümüze
yeryüzüne ışık lifleri fışkırıyor aklından;
kerhen geldin fakat kendinden kaçar gibi değil.
Aha, tüm semavi ilahiara can verdik:
Aramızda dolaşıyor şer tanrısı Erlik Han,
işmar ediyor bize Aphrodite, Oziris, ihtiyar Anu,
meydanlarda ölüm şarkıları söylüyor Zeus.
Giyotin sepetine döndü gözlerimiz ağlamaktan
bahtı yağmalanmış yaslı gençliğimize.
Artık yüreğimi deşme ey dava güdücüsü, sus,
'kana kan isteriz' dediler kan verdik
'cana can' dediler canan verdik:
etten ve kemikten yarattık sonun sonsuzluğunu.
Daha uyanmadan ehl-i rüy-ı zemin
tan rengiyle yu rüzgarı:
Eşikte dur, çömel, boynunu kır,
döv yüreğindeki ham bakın.
Şu heybeyi al, şu kısrağa bin,
aş şu yolu bir gecede.
Bir sır gizlidir simyacının fikrindeki her hecede
kös uyuyan bir güvercin.
Gök bir ses sağanağıdır; bozkır şarkıları
uçurtma hışırtılarına karışır.
Seni bir kilise avlusunda dilenmeliyim artık
çarmıha gerili avuçlarımda birer suskun çan.
-Ben değil miyim şu yıkıntıların üzerinde uzanan saçlarım darmadağınık.
Seni bir sinegog avlusunda dilenmeliyim artık
çıplak ayaklarına sürmeliyim o ilençli yüzümü.
-Ben değil miyim kemirip duran Madde'ye verilmiş
tek sözünü
aklım darmadağınık.
Seni bir cami avlusunda dilenmeliyim artık
kirli bir mendil gibi sermeliyim yüreğimi önünde.
-Ne var içimi kanatan bu ezan seslerinde mihrabım darmadağınık.