Ey saydam ten, ey ölümsüz sessizlik,
kendi yatağında uyuklayan ıssı göl;
ezilmiş gelintaçlarının yapraklarıyla örülmüş dikenli tel
kuşatıyor bilincimi: Yüzümde aklık
ve jiletle ve kırbaçla biçimlenen bir yon tu
içim: Atlar suvarıyor bir yalakta;
tuzla durulanıyor kirpiklerindeki buğu.
İşkenceciler sala veriyor bir sunakta.
Yüreğimin yıkıntılarını onarıyor ölüler;
ölülerin ölülerini gömüyor aklım.
Ay doğuyor. İki avcumun arasında başım
ve sıkıştırılmış bir yumak keder.
Ay ulur geceleri hep, çağırır beni karanlıklara.
Toprak taşıyarnaz dağlı gövderni benim.
Bulutlar sırnaşır gök atlasına. Kısalır samanyolu.
Azrail bir adım daha yaklaşır idarnlıklara.
Atılmış bir çapa. Yakarnozlar. Nedensiz bir gelgit.
Sonbahar sürer kızağını kış bahçelerine doğru.
Ay ulur geceleri hep, saldırır ahşap kapılara.
Lacivert gece taşıyarnaz çiftçi gövderni benim.
Sarı tüylerine başını gizlerneye çalışan bir it
gibi Ölüm, kuyruğunu dikip iner ovalara.