Osman, önceki kitaplara kıyasla daha içe dönük ve daha serttir. Büyük dramatik olaylardan ziyade, insanın kendi içinde yavaş yavaş tükenişi anlatılır. Yalnızlık, iletişimsizlik ve aidiyet duygusunun kaybı romanın ana damarını oluşturur. Dil sade ama ağırdır; cümleler kolay ilerler, etkisi geçmez.
Bir insanın bu kadar kendisi odaklı yaşaması, dünyanın kendi etrafında döndüğüne emin olması beni biraz sinirlendirmiş olabilir. Öfkelendim Osman'a. İnsan kendi yaralarından, başkalarının yaralarını görememesi çok büyük bir zalimlik değil de nedir? "Aşk" etiketi altında sevdiğinden bihaber yaşamak, kendi dünyanda her şey yolundayken sevdiğinin dünyasında depremler olması akıl alır şey değil.
Bir insan gerçekten seviyorsa "anda" "sevdiğiyle" beraber yaşar. Hemdem olur. Sevdiğinde kaybolur. Sevdiğinden bihaber yaşadığını iddia etmez.