İnsanın bedeninde olup bitenlere karşı göstermiş olduğu duyarlılığı ruhsal olaylara karşı göstermesi çok daha zordur, çünkü çoğu insan aksamadan işlevlerini yerine getiren biriyle tanışmamıştır. Bu insanlar ana babalarının, yakınlarının ya da doğdukları toplumun ruhsal işleyişini ölçüt kabul ederler .Bunlardan ayrılmadıkları sürece kendilerini normal görür, başka şeylerle de ilgilenmezler .
Başka bir insana saygı duyabilmem için, kendi bağımsızlığıma ulaşmış olmam gerektiği çok açık.Eğer koltuk değneği olmadan ayakta durup yürüyebiliyorsam ,bunun için başkasını kullanmama gerek yoktur . Saygının ön şartı özgürlüktür.
Sevme Sanatı hususunda,
Açıkca görülen başarısızlıklara karşın , kültür çevremizdeki insanların niçin bu sanatı öğrenmeye çalışmadıkları sorusunun yanıtı da belki şudur: Sevgiye derin bir özlem duyarken , diğer şeyleri daha fazla önemseriz: Başarı , saygınlık , para ve güç. Sahip olduğumuz tüm enerjiyi bunları elde etmek için kullanır , sevmeyi öğrenmek içinse neredeyse hiç çaba harcamayız.
ömrünün bu en güzel gecesini , ömrünün bu en korkunç gününün takip etmesi mi mukadderdi ?neydi bu içinden çıkılmaz meseleler ?neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler ?..