Birisi koyu bir yalnızlık pahasına o defterde yazılı olmayanları da anlatmalı. Yaşayanların hayata dair küçük beklentileri, dünyadayken bir cehennemin içine itilme korkusu, onları sahte sarılmalara, düzmece kutlamalara, mübalağalı aşk sözcüklerine, uyduruk sevgi gösterilerine mecbur bırakır; bir gün cesaretle hayatını değiştirebilme hayali kursa da kişisel mutluluğunu ucuz numaralarla güvence altına almanın zavallılığı ölene dek devam eder. Kimsesizliği, kınanmayı, ayıplanmayı, eksilmeyi ve daha çok eksilmeyi göze alıp her şeyi olduğu gibi anlatmaya sadece hayaletlerin gücü yeter.
Bir ölünün kaybedebileceği ne olabilir?
Kader ne tuhaf; kimin hafızasında sonsuza dek güzel kalabilmek için didinip ihtimam gösteriyorsak, en çirkin halimiz onların hatırasında saklı kalıyor. Çünkü sevgi yaralar; bir türlü iyileşmek bilmeyen hakiki yaralar, sadece sevginin kudretinden doğar. Diğerleriyse geçer, bir an gelir, şifalı bir kelime, merhametli bir el, hassas bir gönül dokunur ve geçer gider. Sevgi geçmeyen yaralarla sınanır. Yüreğinde saplı duran hançere sabretmeni bekler.