Bir gün insanların pek çok konuştuklarına dikkat etmiştim. İki kişi ille de konuşmadan olamazlar mı, diye düşünmüştüm. Çünkü konuşmak, o iki kişi arasında eksik olan bir şeyin yerine geçiyordu sanki. İnsanlar konuşarak, yalnızlıklarını ya da iki ayrı kişi bir arada olabilse, derdim. Bunu isterdim. Seninle yirmi dört saat hiç konuşmadan birlikte olabilirim. Anlıyor musun? Kısacası bu sevmek midir, bilmiyorum. Senin yanında sıkılmıyorum hiç. Hep seninle olmak istiyorum. Aşk bu mudur acaba?
Gençken bitmek tükenmez bir gücün olduğuna inanırsın. Kitaplar da durmadan destekler seni: hiçbir şeyi olduğu gibi kabullenmemek, dünyayı alt etme tutkunu destekler. Ama gün gelir, bir de bakarsın ki, miskin bir memur, geveze bir öğretmen olup çıkmışsın' Çevrendekilere - o eleştirip durduğun insanlara-benzeyivermişsin. Hayatı kabullenmişsin, bir aptal gibi. Ve sürüklenip gidiyorsun.
İnsanın en sevdiği kitapta kendini bulması doğaldır. Yoksa kitapları bu kadar sevmezdik. Ama dikkatli olmalısın. Çok da kendini vermemelisin öyle. Sen ancak kendinsin başkası değil. Bir roman kahramanını seçebilir insan. Çünkü yaşadığımız hayatı yetersiz ve kuru buluyoruz. Öyle olunca örnek diye çevremizden birini seçmek işimize gelmez. Ama çok çok okumalısın ki, örneğini yanılmadan seçebilesin. Tabii kısa bir süre sonra roman kahramanlarını örnek almaktan kendiliğinden vazgeçeceksin.