İnsan artık düşündüğünü değil, gösterdiğini yaşar.
Hakikatin değil, imajın esiridir.
Bir zamanlar fikir uğruna yanmayı göze alan ruh, şimdi küçük bir beğeni için bile eğilir.
Tutarlılık, modası geçmiş bir dürüstlüktür; vicdan, gürültüde yankısını kaybetmiş bir çan sesi.
Kimse anlamak istemez, sadece parlamak ister.
Söz, yorgundur; anlam, kirlenmiştir.
Ve böyle zamanlarda, bazen sessiz kalmak bile başkaldırıdır.
Çünkü bazı şeyler artık öfkeyle değil — sessiz bir tiksintiyle anlaşılır.
İnsan bazen sadece içinden, kelimelerin duvarına çarparak fısıldar:
“Yetti artık şu sahte bilgelik, şu gösterişli boşluk...”