Albert Camus’nun Yabancı adlı eseri, ilk cümlesinden itibaren okuru rahatsız edici bir soğukkanlılıkla karşılar:
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.”
İşte bu tek cümle, romanın ana karakteri Meursault’nun yaşamla kurduğu mesafeli, neredeyse hissiz ilişkiyi özetler. Meursault ne bir kahramandır, ne de bir anti-kahraman. O sadece "vardır" — duygusuzca, tepkisizce, neden sonuç ilişkisini sorgulamadan.
Yabancı Kimdir?
Meursault, toplumun ahlaki beklentilerine göre yaşamayan, hatta bu beklentilere karşı kayıtsız kalan bir adamdır. Camus bu karakter aracılığıyla "absürd felsefesi"ni işler: evren anlamsızdır, ama insan anlam arayışını sürdürür. İşte bu çelişki "absürd"dür.
Meursault'nun cinayet işlemesi bile bu anlamsızlığın içinden gelir. Güneşin yakıcılığı, teri, rahatsızlığı... Her şey çok sıradandır, ama sonuç bir insanın ölümüdür.
Toplumun Merceğinden Meursault
Kitap boyunca Meursault’nun asıl "suçu", birini öldürmekten çok “anneler cenazesinde ağlamamak” gibi görülür. Toplumun değer yargılarına uymaması, onu bir canavara dönüştürür gözümüzde. Camus burada bize şunu sorar:
> Gerçekten suç nedir? Toplumun dışına düşmek mi, yoksa evrensel bir yasa ihlal etmek mi?