Ali Osman Akış

Ali Osman Akış
@akisosman
Yüksek lisans
Muş alparslan Üniversitesi
5 Aralık 1990
24 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Beni Güzel Hatırla
Yüzüme bak, kelimelerden önce konuşurum, çünkü bazen bir suskunluk bile bir ömür anlatır. Hiç kimse değil — yalnız ben duyarım, senin yorgun sesindeki o eski sokağı. /Ve bil ki — gölgeler sustuğunda bile, kalbim senin adını fısıldar; çivi gibi ağır, akan gözyaşı gibi gerçek./ Ali Osman Akış
Şiir
Reklam
Sislerin İçinden Geçen Çığlık
Reji Kilisesi’nde bir mum yanıyor, yarınların karanlık avlusunda. Organlar, kalpler ve eller, kırılganlığıyla insan… Ama kalem, tuz gibi yanan bir yara. “Kaç nefes kaldı?” diye soruyor bir kelebek. Cevap, boş bir fotokopi makinesi, ve limon kokulu bir sonbahar. Ali Osman Akış
Şiir
Kıyamın Kırık Aynasında
mahşerdi gözleri — göçebe bir kavmin duası gibi, henüz toprağa karışmamış bir anının hıçkırığıyla çınlıyordu küçede çocuk sesleri, kıymet bilmeyen maviye bin selam. koca harran ne bilsin ekmekle tuzun hakkını, her yüzyıl biraz daha eksilir vakur bir kent, savruk bir eda, kıymet bilmeyen maviye bin selam. ve o mavi, bir dengbejin sesinde çoğalırdı — yar ilmeği boynumda neylesin sultan fermanı dedi içim, bir hüzün ömrü kadar sustu dudaklarım, kıymet bilmeyen maviye bin selam.
Edebiyat
Toprağın Kalbi
Zeytin ağlar göğsünde Filistin’in, Küle döner dualar Kudüs’ün dibinde. Bir taş konuşur suskun dilin yerine, Gökyüzü bile utanır mazlumun önünde. Bir annenin elleriyle sustu gökyüzü, Kızının saçında hâlâ enkazın tınısı. Tozdan bir dua üfledi, taş bile ağladı, Sumud giyindi acıya — gül koktu yarası. Ali Osman Akış
Edebiyat
Ankara sokakları dolup taşıyordu senin Ezirgan kokunla, ve ellerim senin hatıralarının tınısında uslanıyordu. Kendi dilinde söylüyordun şarkılarını, çemberinde dönüyordu sema, bir türkü gibi dönerken alnının çevresinde. Bir ateş, bir su, bir yarı-uyanık rüya ve simgelerimin yerinde kısık bir hafıza. Ne denir ki? Belki de hiçbir şey denmez, çünkü gençliğim senin iki gamzenin sahibi. Kahvelerin hatrına, parklarda gezerken, benim kalemimden sızan parıltıya bak. Gör ki nasıl eğilmişim iri okların önünde, eski taşların gölgesinde. Yanılmıştım, çünkü aşk bana hayat olmuştu ama yanında kayıplar da vardı.
Şiir
Reklam