Ali Kemal MELTEM

Ali Kemal MELTEM
@akmeltem
"Tabiat, daima gülümseyen bir anne gibidir, rüyalarımızı doldurur ve kederlerimizi dağıtır."
Kurtar onu bunlardan. Hekimsin madem, Kafanın derdine de deva bulamaz mısın? İçimize kök salmış bir kara düşünceyi Söküp atamaz mısın aklımızdan? Beynimize işlenmiş kuşkuları silemez misin? Herşeyi unutturan tatlı bir ilaç verip bize, Atamaz mısın göğsümüzü daraltan zehri, Yüreğimize çöken o baskıyı içimizden?
Sayfa 98·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
— Doğrusu sizi kıskançlıkla izliyorum! –dedi konuk.– Nasıl böyle neşeli olabildiğinizi bana da öğretir misiniz? Hiç mi canınız sıkılmaz sizin? — Niye canım sıkılsın ki? İnsaf edin! — Niye mi canınız sıkılsın? Her şey can sıkıcı da ondan! — Bence az yemek yediğiniz için canınız sıkılıyor sizin. Lezzetli şeylerden bol bol yiyin bakalım canınız sıkılıyor mu? Bu canı sıkılmalar falan hep yeni çıktı, eskiden kimse böyle şeyler bilmezdi! — Canım yapmayın! Sanki sizin hiç mi sıkılmıyor canınız? — Hiç! Zamanım yok ki canımın sıkılmasına. Sabah uyandın, çayını içeceksin... kâhya gelmiş beklemektedir... ötede balık ağı seni bekler... derken öğle yemeği hazırdır, seni bekler. Öğle yemeğinden sonra doğru dürüst bir şekerleme bile yapamadan, bir bakarsın, akşam yemeğin hazırlanmış, seni bekler durur! Derken aşçı gelir tepene dikilir, yarın pişirilecek yemekleri sorar. Hani nerede can sıkılmasına zaman?
Şu her şeye gücü yeten “İleri!” sözcüğünü Rus ruhunun dilinde haykıracak adam nerede? Nerede, hani Rus insanının gücünü, özelliklerini, doğasını bütün derinliğiyle kavramış ve büyülü bir sözle insanımızın bakışlarını yüce bir yaşama odaklayacak adam? Ah, nasıl da gözyaşları dökerek gönül borçlusu olur ve ne büyük bir sevgiyle karşılık verirdi ona Rus insanı! Ama yüzyıllar yüzyılları kovalıyor, yüz binlerce tembel, uyuşuk, sefil insan derin bir uykuda pinekliyor ve Rus yurdunda bu güçlü, büyülü kelimeyi söyleyecek adam gibi bir adam bir türlü çıkmıyor, çıkamıyor!
Sayfa 329·Kitabı okudu
Önümüzde uzun bir yol ve bu yolu aşacak bir de ekip var: Orta yaşlarda bir bey, Rusya’da daha çok bekâr erkeklerin bindiği bir briçka, uşak Petruşka, arabacı Selifan ve Üye’sinden aşağılık Benekli’sine kadar adlarını bile bildiğimiz üç de at! İşte kahramanımız... her şeyiyle karşınızda! “İyi, anladık, ama son tahlilde kimdir bu adam, ahlaken nereye kondurulabilir?” diyebilecek olanlara da yanıtım şudur: Kendisinin bir kahraman olmadığı, erdemli ve mükemmel bir insan olmadığı belli. Peki, neyin nesi? Bir alçak mı? Alçak? İyi ama ille de böyle sert mi olmalı insanlara karşı yargılarımız? Hem bilinmiyor mu ki bizde artık alçaklar falan yok, yalnızca iyi niyetli, sevimli insanlar var; herkesin içinde aşağılanan, yüzlerine tükürülen insanlar bile iki üçten fazla değildir, ki şimdi artık onlar bile erdemden söz ederoldular. Galiba en doğrusu ona “efendi” ya da “sahip” demek. Çünkü bütün suç sahiplenmede. Temiz bulunmayan işler hep sahip olma arzusundan kaynaklanıyor. Öte yandan böyle bir kişiliğin itici bir yanının olduğu da doğru. Hayatın içinde böyle biriyle karşılaşan okur, onunla tuz ekmek paylaşır, hatta hoşça zaman bile geçirir; ama aynı tip, bir romanın kahramanı olarak bir kitapta karşısına çıktığında ona yan gözle ve kuşkuyla bakar. Aklı başında bir insan kimseden nefret etmez, bunun yerine karşısındakini dikkatle inceler, tüm varlığını derinlemesine kavramaya çalışır.
Sayfa 294·Kitabı okudu
Belki bir insanı öldürecek düzeyde şeyler değildi yaşadıkları,ama başkası olsa en azından yaşama küser, uslanıp her şeyden el etek çekerdi; ne ki Çiçikov’un tutkularında hiçbir değişiklik olmadı, yine öyle dizginlenemez, yine öyle coşkuluydu. Üzgün olmasına üzgündü, acılıydı, tüm dünyaya karşı öfke doluydu, yaşadıklarındaki haksızlığa, insanların nankörlüğüne kızıyor, söyleniyordu, ama yine de yeni girişimlerde bulunmaktan geri kalmıyordu. Kısacası, Çiçikov’un sabrı yanında, kanı damarlarında akayım mı akmayayım mı der gibi tembelce devinen bir Alman’ın odunla simgelenen sabrı hiç kalırdı. Tersine, Çiçikov’un kanı damarlarında öylesine delice akıyordu ki içinde baş kaldıran, dışarıya, özgürlüğe kavuşmak isteyen tutkuları dizginlemek için müthiş bir zekâ ve irade gerekiyordu.
Sayfa 289·Kitabı okudu