Açıktır ki İlber Ortaylı günümüzün münevver alimlerindendir. Bu kitapta verdiği tavsiyelerin de tüm gençler tarafından dikkate alınması gerekir. Bu çok açıktır. Fakat ben bazı görüşlerini benimseyemedim. Maalesef bu tür yeni alimlerimiz eski alimlerimiz kadar mütevazı şahsiyetlere sahip değiller. Kendilerini çok geliştirdikleri su götürmez bir gerçektir. Fakat bu kendini geliştirme işi zamanla yavaşlayarak bir müddet sonra kendilerini geliştirdikleri konuları daha da önemliymiş gibi göstererek kendi entelektüel yatırımlarının kıymetini artırmaya gayret etmeye döner. Bu çok açıktır. İlber Hoca da kitapta iddia ettiği gibi 15 yaşına kadar ne öğrendiyse öğrenmiş, sonrasında hiçbir şey öğrenemez olmuş olsa gerek ki bu tuzağa düşmüş ve kendisi neleri yapmışsa, nerelere gitmişse, neleri dinlemişse onları övmekte, kendi yaptıklarının reklamını yapma hatasına düşmüştür. Bir insan İran'a ne kadar giderse gitsin, İran'ın sokakları eskisi gibi değil gibi bir genelleme yapacak kadar İran'ı nasıl tanıyabilir? Çok olsa Tebriz, İsfahan ve Tahran'ı çok sık görmüştür. Haydi hayatı İran'da dolaşmakla geçmişse, peki Kırmızı ve Siyah'ın Almanca çevirisinden okunması gerektiğini ne ara tespit etmiştir? Sanırsınız ki hem orijinalini, hem 10 tane çevirisini okumuş, ondan sonra Almancası en iyisi diye öğütlemektedir. Bunu sadece bir roman için yapmışsa bu neyin havasıdır? Yoksa tüm romanları mı böyle 10 farklı dilde okumaktadır? Tabii bunların yanında o ülke senin bu ülke benim gezmiş, kafe kafe gezip insanlarla sohbet etmiş, haftada en az üç akşam tiyatroya üç akşam operaya gitmiş, sürekli klasik müzik dinlemiş, ve daha nice elit işler yapmış olmalıdır...
İlber Hoca tartışmasız sevilecek, saygı duyulacak bir insandır, fakat kim olursa olsun, böyle fazla yüksek perdelerden konuşunca çok