Kitabı alırken konusu çok ilgimi çekmişti. Ana karakterimiz bir rüya görüyor ve rüyada gördüğü kişi beş yıl sonra karşısına çıkıyor. Aslında tam bir Genç kurgu zevki veriyor okurken fakat yazarın anlatım dili beni yordu. Çoğu paragrafı atlayarak, diyaloglara yoğunlaşarak okudum bu sebeple. Kitaba bir olumsuz bakışım ise olayların inanılmaz sığ anlatılışıydı. Satırlar sanki koşuyormuşuz gibi hızlı aktı fakat bu hız akıcı dilden kaynaklanmıyordu. Olaylar eksik geldi, daha çok detay ve olaylara karşı bilgi edinmek, kitabın evrenine girebilmek isterdim. Sonu tahmin etmediğim gibi bitti ve bu son, eğer kitap daha detaylı anlatılsaydı, beni şaşkına çevirebilir etkileyebilirdi. Fakat kitabın hiçbir sayfasını sindiremeden okuduğumuz için sonu da havada kalmış gibi hissettim. Belirsiz ve anlaşılmaz bir sondu. Rüyanın anlatıldığı kısımla karşılaştırarak son bölümü tekrar okusam da aynı günün alakasız olduğunu hissettim.
Bella ve Dannie arasındaki ilişki bana çok toksit geldi. Belki yaşanılan olaylara daha detaylı yaklaşılabilse severdim fakat maalesef Ateşböceği Yolu kitabının karakterlerini hatırlattı. David, bu kitapta en sevdiğim karakterdi ve ayrılsalar bile sonrasında onun yaşadıklarını okumak isterdim. Onun duyguları bile o kadar havada kalmıştı ki... Aaron, birisine aşık olduğu ilişkisini anlatırken nasıl aynı zamanda anlattığı kişiyi öpebildi? Yan karakterlerin cinsiyetlerini bile anlayamadım okurken, o kadar yüzeysel geçiştirilmişlerdi.
Çok güzel bir kurgu, sığ kalmıştı yalnızca.
Sanırım uzun zaman sonra genç-yetişkin kurgusu okuduğum için bir çırpıda bitirdim. Verilmesi gereken detayların sığ anlatılması, gereksiz olan detayların ise uzatılması beni yordu.
Kafa dağıtmak, okuma alışkanlığı kazanmak ve okurken film izliyor zevki almak için harika bir kitaptı fakat