Ölüm kuşları iniyor, o her zaman aklımda dolanıp duran... görüyorum, ölen sensin.
Dün bazı sulara eğildin, bazı geyikler özledin; saçların uzundu galiba.
Ölüm. En uygun durumu yaşamanın. Orman bu mu? Onu bıraktın. Ya şehir? Geriye döndün. Evet, ölüm kuşları görüyorum, avuçlarında üşümüş.
Cinsel yakınlıktan daha çok ihtiyaç duyulan şey, varoluşsal mahremiyettir. Büyük ölçüde ihtiyaç duyulan şey, yalnız olmaktan en iyi şekilde yararlanmak, yalnız "olma cesaretini" göstermektir. Olumsuz bir şeyi -insan yokluğunu- olumlu bir şeye -düşünme fırsatına- dönüştüren yaratıcı bir yalnızlık da vardır.
Sokaktaki insandan, insan olmanın, sürekli olarak aynı anda hem bize fırsat veren hem de meydan okuyan durumlarla karşılaşmak anlamına geldiğini öğrenebiliriz: her durumun anlamını gerçekleştirmek için yaptığı çağrıyı kabul ederek, kendimizi gerçekleştirme şansını yakalamış oluruz. Her durum, ilk önce dinlenmesi, sonra cevap verilmesi gereken bir çağrıdır.
Uzun süredir, artık uyanmaya başladığımız bir rüya görüyorduk: Bu, insanların sosyo-ekonomik durumunu iyileştirmemiz halinde her şeyin yoluna gireceği, insanların mutlu olacağı rüyasıydı. Karşımıza çıkan gerçek ise şudur: Yaşama savaşı şiddetini kaybedince, "ne için yaşam?" sorusu gündeme gelmiştir. Bugün daha çok insan yaşamak için gerekli araçlara sahip, ama yaşamak için bir anlamları yok.