Ülkemizi kuran ve zamanla nüfusunu artıran insanlar, tam da DEB'ye sahip olabilecek tipte insanlardı. Hareketsiz oturmayı sevmezlerdi. Evlerini geride bırakarak bir gemiye binip okyanusu geçmek için büyük bir risk almaya istekli olmaları gerekiyordu; eylem odaklı, bağımsız, eski yol ve yöntemlerden uzaklaşmak istiyorlardı... DEB'nin mevcut toplumumuzda daha yüksek olan yaygınlık oranı, Amerika'ya yerleşenler arasındaki daha yüksek orandan kaynaklanıyor olabilir. (Dr. Hallowell ve Ratey) Bu teori psikolojik olarak cazip olabilir ve DEB'nin Dünya'daki yaygınlığının bir kısmını açıklayabilir ancak tarihle tamamen örtüştüğünü söyleyemeyiz. Göçmenlerin ezici çoğunluğu maceraperestler degil, ekonomik sıkıntılardan, siyasi baskıdan, dini zulümden veya İrlanda patates kıtlığı gibi felaketlerden kaçan sağlam zanaatkârlar, tüccarlar, çiftçiler ve ișçilerdi. Bu teori, buraya köle olarak getirilen Afrikalı siyahlar ya da hile ve güçle bastırılan Kuzey Amerika Yerlileri için de geçerli olamazdı. Ayrıca İngiltere'de artmakta olan DEB oranı için de bir neden gösteremez bu teori. Bununla bağlantılı bir başka teori, bugünün DEB popülasyonunun dünün avcılarının torunları olduğunu söylüyor; ataları çiftçilik yapan DEB dışı nüfusun aksine, ayakları üzerinde hızlı, pratik zekâlı, tez canlı bireyci: vurdumduymaz, sabırlı, çalışkan gelenekçiler. Güzel metafor, şüpheli genetik. Hareketsiz kalamama, sakar, dikkatsiz ve dalgın olma eğilimi ve kötü bir yön duygusuna sahip olma gibi niteliklerin bir araya gelerek birini nasıl büyük bir avcı yapabileceği hiç anlaşılabilir değil en azından benim için.
Aile tarihinin nesiller boyunca nasıl geriye uzandığını anlayan biri için suçlama, anlamsız bir kavram haline gelir. Bebeklik ve çocukluk döneminde bağlanmanın belirleyici önemini gösteren İngiliz psikiyatr John Bowlby, "Bunun farkına varılması, ebeveyni kötü adam olarak görmek için her türlü eğilimi hızla ortadan kaldırıyor" diye yazıyor. Suçlayıcı parmağı kime doğrultalım? Âdem ile Havva'ya ya da belki avuç içi ve tutma yeteneği gelişmiş başparmağının arasındaki kabaca keskinleştirilmiş bir çubukla toprağı kazan zavallı bir insansı maymun ataya.
"Çocukluk anılarınızın bu kadar puslu olmasının iki olası nedeni var" diyorum insanlara. "Ya hatırlamaya değer bir şey olmamıştır ya da hatırlamanızın sizin için incitici olabileceği çok fazla şey olmuştur." Daha sonraki bir bölümde göreceğimiz gibi, insanlar hayatlarının duygusal acıyla tanımlanacak tüm dönemleri ile ilişkilerini kesebilirler.
Neredeyse bütün yetişkinler yaşadıkları travmatik deneyimlerin etkisini minimize ederler. Destek ve koruma için güvenmesi gereken insanlar tarafından saldırıya uğrayan küçük bir çocuğun öfkesini ve umutsuzluğunu bilinçli farkındalıklıklarının dışına itiyor veya bu tür deneyimleri normal yaşam olayları olarak görüyorlar. Bir kadın, geldiği evde hiç şiddet olup olmadığını sorduğumda olumsuz cevap verdi. Babası tarafından kırbaçlandığı ortaya çıktı, belli ki bir tür ceza olarak. Ona ilk cevabıyla ne demek istediğini sordum. "Şimdi, siz söyleyince görebiliyorum" diye cevapladı. "Ama şiddet kelimesini düşündüğümde, çok daha kötü bir şey kastettiğinizi düşünmüştüm."