Alerjilerin DEB'li çocuklarda nüfusun geri kalanına göre çok daha yaygın olmasının nedeni hassasiyettir. DEB'li çocukların DEB'li olmayan akranlarına göre sık sık soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu, kulak enfeksiyonu, astım, egzama ve alerji geçmişi olduğu çok iyi bilinmektedir ve doğruluğu klinik çalışmalarla tekrar tekrar kanıtlanmıştır. Bu gerçek bazıları tarafından DEB'nin alerjilerden ötürü ortaya çıktığı şeklinde yorumlanmaktadır. Alerjilerin alevlenmesi her ne kadar DEB semptomlarını kötüleştirse de birinin sebebi diğeri değildir. İkisi de altta yatan ve doğuştan gelen bir özelliğin ifadesidir: Hassasiyetin. Duygusal hipersensitivite reaksiyonları vücudun fiziksel maddelere gösterdiği alerjik reaksiyonlardan daha az fizyolojik olmadığına göre, gerçekçi bir şekilde DEB'li insanların duygusal alerjileri olduğunu söyleyebiliriz.
Çocuk yürümeye başlayacak kadar büyüdüğünde dünya ona kendini ebeveyn suretinde gösterir: göz teması, bakışların yoğunluğu, vücut dili, ses tonu ve hepsinden önemlisi çocuğun gözü önünde sergilenen neşe ya da duygusal bitkinlik. Ebeveynin niyeti ne olursa olsun, çocuğun kendisi için en biçimlendirici iletişim bu şekillerde gerçekleşir. Her ne kadar çocuğun kişilik gelişiminde en büyük önemi taşısa da bu belli belirsiz ve genellikle farkında olmadan yapılan etkiler, klinik ortamlarda ebeveynlere uygulanan psikolojik anketlerde ya da yapılan gözlemlerde gözden kaçar. İnsanın sesindeki yumuşama ya da kaygı tonunu, bir gülümsemenin sıcaklığını ya da çatılan kaşların derinliğini ölçmenin bir yolu yoktur. Bebeğini kucağında tutan bir babanın gerginliğini ölçmenin ya da bir annenin bakışının endişeyle buğulanışı ya da sakin biröngörüyle aydınlanışını ölçecek araç gerecimiz yok.
Bilinçsiz ebeveyn beklentilerinin bütün ağırlığının ilk doğan çocuğun üzerinde olması diğerlerine göre çok daha olasıdır. Doğum sırası üzerine yapılan tarihsel araştırmalar bu durumu kişiliğin oluşmasında cinsiyetle karşılaştırılabilecek kadar önemli bir etken olarak görmüşlerdir.
Evlatlık verilen ikizlerin paylaştığı bir başka çevre daha vardır: Aynı rahimde geçen dokuz ay. Hamilelik sırasında annenin yaşadığı stres vücudundaki hormon dengesini bozabilir, özellikle de stres hormonu kortizol (kortizon) dengesini. Kortizol hem rahim içi hem de sonrası yaşamda sinir sisteminin gelişimini doğrudan etkiler. Sonu evlatlık verilmeyle biten gebeliklerin büyük çoğunluğunda anne süreç boyunca yüksek stres altındadır. Bunlar genellikle istenmeyen gebeliklerdir ve pek çok ergen kız kişisel, ailevi toplumsal açıdan büyük bir baskıyla karşı karşıya kalır. Tek ya da ikiz, evlatlık verilen bebeklerin dokuz aylık gebelik süresince yüksek oranda stres hormonuna maruz kalmaları yüksek bir olasılıktır ve bu durum doğum öncesinde gelişmekte olan beyinlerine olumsuz bir etki yapar.