Eski hâl binasının ikinci katındaydı. Sidik ve rutubet kokan merdiveninden uzanıp tıpkı bir kamu dairesini andıran bir kapıdan giriyorduk. Kapı, oldukça yüksek tavanlı bir salona açılıyordu. Salonu eski sinema bölümünden, kontraplaktan derme çatma bir duvar ve kümes kapısından hallice bir kapı bölüyordu. Ocak ve masalar girişte bulunuyordu. Kısım dik yarıdan sağa düşen tarafdan bir kaç basamak yükseliyor, bittiği köşede küçük bir yazane bulunuyordu. Başlarda Aponun burada yattığını düşünsem de sonradan sandalyeleri birleştirip uyuduğuna dair kulak misafiri olmuştum. Bu yazane bitirim Şuuri'nindi.
Duvar arkası ise bilardo salonuydu. İlçede yapacak pek bir şey olmadığından, bilardo bilen de bilmeyen de burada top dürtüklüyordu. Biz de başta heves etsek de tez sıkıldık. Duvarın ardına geçmek bir yana, başımızı çevirmez olduk. Apo her zaman masa satmak gayesiyle solana gelenlere yaltak yapar nihayet çay- kahve diye seslenildiğinde, enseden inerdi.
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Mehmet'in yeniden dışarıda yeme alışkanlığına dönmesiyle cebimizdeki paralar sûretle suyunu çekti. Bu dershanenin bir haftalık ara verdiğini döneme denk geldiğinden, Faruk ve Kudret ailelerinin evine gittiler. Bu da bizi iyiden iyiye yolsuz düşürdü. Her ne kadar istemesem de o yolsuz haftayı Mehmet'in borca yazdırma alışkanlığı sayesinde atlatlık. Nakit borç alacak kimselerde daha önce kredisi tükendiği için dışarıda yiyip içmeye doğrudan mahrum olduk. Evde dolapta kalan tıpkı bir alçı gibi kuruyup ufalanan ekmekleri de tükettikten sonra, iş Apo' ya veresiye tost istemeye kadar dayandı. Günü kahvaltısız ve akşam yemeksiz geçirmek tek çareydi. Mümkün oldukça evden çıkmıyor, uyumaya gayret ediyorduk. Fakat gündüz uykusuyla oldum olası aram olmadığından, benim için durum saatler boyu karın gurultusuyla