GEÇMİŞE GELEN HACİZ
Yakamoz dalgaları karanlıkta bekler sevdiğini. Saçları yıldızlarla karanlık Siyah elbisesi düşer omuzlarından. Düşer suyun içine bir anlık Dans eder sularda ışıklar Ve karanlıklar utanmadan soyunur. Yakamozlar dokunur gece mavisi saçlarına Çılgınca sevişirler, usanmadan. Bakamam utanırım, çıplaklığına Bakamam ki kıskanmadan Anlamsızca susarım nutkum tutulur. Gece çapkın gece arsız gece hırsız bir sevgili Sarıldıkça denize ufku tuzlanır Sessiz dalgalarla öper ıssız sahili Her öpüş bir tutku benim kalbim buzlanır
Şiir
Alaca bir at koşar içimde Zamansız, mekânsız nefese doğru... Nurullah Genç
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ne zaman bir yerlerde bir at görsem aklıma gelen o şiir; Rüveyda
Alaca bir at koşar içimde; Zamansız, mekansız nefese doğru... Nurullah GENÇ
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin kayar da üzerime rüveyda önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime sonra açılır önümde ıstırab vadileri silik renkleriyle adımlarıma çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir hayalin bittiği menfeze doğru alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğru uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda oysa rüveyda baştanbaşa ben kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.. Nurullah Genç
Şiir
Alaca bir at koşar içimde Zamansız mekansız, nefese doğru Nurullah Genç
Gölgenin Peşinde XI
Eski hâl binasının ikinci katındaydı. Sidik ve rutubet kokan merdiveninden uzanıp tıpkı bir kamu dairesini andıran bir kapıdan giriyorduk. Kapı, oldukça yüksek tavanlı bir salona açılıyordu. Salonu eski sinema bölümünden, kontraplaktan derme çatma bir duvar ve kümes kapısından hallice bir kapı bölüyordu. Ocak ve masalar girişte bulunuyordu. Kısım dik yarıdan sağa düşen tarafdan bir kaç basamak yükseliyor, bittiği köşede küçük bir yazane bulunuyordu. Başlarda Aponun burada yattığını düşünsem de sonradan sandalyeleri birleştirip uyuduğuna dair kulak misafiri olmuştum. Bu yazane bitirim Şuuri'nindi. Duvar arkası ise bilardo salonuydu. İlçede yapacak pek bir şey olmadığından, bilardo bilen de bilmeyen de burada top dürtüklüyordu. Biz de başta heves etsek de tez sıkıldık. Duvarın ardına geçmek bir yana, başımızı çevirmez olduk. Apo her zaman masa satmak gayesiyle solana gelenlere yaltak yapar nihayet çay- kahve diye seslenildiğinde, enseden inerdi. ☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆ Mehmet'in yeniden dışarıda yeme alışkanlığına dönmesiyle cebimizdeki paralar sûretle suyunu çekti. Bu dershanenin bir haftalık ara verdiğini döneme denk geldiğinden, Faruk ve Kudret ailelerinin evine gittiler. Bu da bizi iyiden iyiye yolsuz düşürdü. Her ne kadar istemesem de o yolsuz haftayı Mehmet'in borca yazdırma alışkanlığı sayesinde atlatlık. Nakit borç alacak kimselerde daha önce kredisi tükendiği için dışarıda yiyip içmeye doğrudan mahrum olduk. Evde dolapta kalan tıpkı bir alçı gibi kuruyup ufalanan ekmekleri de tükettikten sonra, iş Apo' ya veresiye tost istemeye kadar dayandı. Günü kahvaltısız ve akşam yemeksiz geçirmek tek çareydi. Mümkün oldukça evden çıkmıyor, uyumaya gayret ediyorduk. Fakat gündüz uykusuyla oldum olası aram olmadığından, benim için durum saatler boyu karın gurultusuyla