Kul hakkı, sadece mahşerde degil; dünyada da insanın vicdanını karartan ağır bir yüktür. Allah Teâlâ dilerse kendisine karşı işlenen günahları affeder; fakat kulların hakkını, hak sahibi razı olmadıkça affetmez. Bu yüzden bir insanın malını haksız yere almak, gıybetini yapmak, iftira atmak, kalbini kırmak, emegini sömürmek veya ona zulmetmek kul hakkına girer.
İnsan bazen bir sözün, bir davranışın veya bir ihmalin başkasında açtığı yaranın farkına varmaz.
Oysa kırılan bir gönül, dökülen bir gözyaşı ve gasp edilen bir hak, sahibini kıyamet gününde mutlaka bulur. O gün ne makamın, ne servetin, ne de çevrenin faydası olacaktır. Hak sahipleri, haklarını sevaplardan alacak; sevaplar tükenirse günahlarını yükleyeceklerdir.
Bu yüzden akıllı insan, hesaba çekilmeden once kendini hesaba çeker. Kırdığı gönülleri onarmaya, helallik almaya ve zulmettigi kimselerin hakkını ödemeye çalışır.
Çünkü kul hakkı; tövbe ile degil, ancak hak sahibinin rızasıyla kapanan bir defterdir.
Unutma:
Bir insanın ahı, sessiz olabilir; fakat Allah katında asla kaybolmaz. Kul hakkından sakınmak, sadece dindarlığın değil, gerçek insanlığın da ölçüsüdür.