Sabah namazı için kurduğum alarm çalmadan yirmi dakika önce uyandım. O kısa vakti bir yere varmayan düşüncelerin arasında geçirdim. Namazımı kıldıktan sonra sokaktan yükselen tartışma sesleri duydum Muhtemelen iki kişi bir alacak verecek meselesi yüzünden birbirine girmişti Ne garip dedim gün henüz doğmamıştı ama dünyanın tatsız hengamesi çoktan uyanmıştı. Aksilikler yine erkenden mesaiye başladı ..bugünün dünden ne farkı varki Ne kadar baktıysam da belirgin bir fark göremedim maalesef.
Duygu ve Düşünce
Hepten hiç olunur ama hiçten sonra hep olunmaz
Çevrede yılın ilk düğünü oldu ve ilk kezlerden birisinde evde kaldık. ((: Çoğu şeyin modası geçiyor ya da bir şekilde evrimleşiyor ama düğünler çoğunlukla hep aynı kaldı. İnsanlardaki genel bozulma, kalabalık etkinlikleri daha çekilmez ve sıkıcı hâle geliyor. Bir de mesafe girmiş artık, gitsen ne gitmesen ne? Gitmesem de güzel niyetlerde bulundum tabi ki ama bu şeyler artık bana fazlasıyla boş gelmeye başladı. Bazen empati amacıyla da düşündüm "Mutluluk hasetliğimi var yoksa, gizli sinsi bir pislik miyim ne diye bu şeyleri anlamsız ya da vakit kaybı görüyorum? Ben birini sevince ve onunla evlenmeyi düşündürürse böyle mi olacaktı?.." Benim hayallerimin en ileri versiyonu sadece sevgili olmaya kadar gitmişti. O derece imkansız ve tuhaf geliyor. Ya da bazen diyorum "Evlenmeyi düşündüren insan da tamam, cidden bu saçmalıklarla uğraşacak mıyız? Düğünü kendi içimizde ve birbirimize bakarken yaşarsak yetmez mi? Allahım umarım güzel akıllı, sade ve öz düşünceli ve de öyle yaşayan birisi olur." Böyle olaylar aslında çok özelken kalabalıkla sıradanlaşıyor, bilmiyorum ben hâlâ zorundalık dışındaki kalabalıklara alışıklık gösteremiyorum. Ama yakınlarımdan birisi evlendiğinde onun tatlı heyecanına ortak olmayı da çok isterim o ayrı. Az ve öz anlayışına sahip olarak çekirdek aile ve en sevilen başka yakınlar olarak sınırlandırırdım. Çünkü olayın öznesi benim ve sadece sevdiklerimin olması yeterli. Ki günümüzde çoğu davetiye ayıp olmasın diye geliyor hissi de veriyor bazen; Onlar da ayıp olmasın diye gidiyor. Öyle bir kısır döngü. (: Güzellik merkezlerinde çalıştığımda gelini hazırlamak çok zaman alıyordu ki önceki hazırlıklar? Bana hiç samimi ve doğal gelmiyor. Heyecana bir şey dememem ama hem vakit kaybına hem de o kadar boş uğraşmaya derim. Bu arada işe girmeyi değil, işten
Duygu ve Düşünce
Reklam
Acıdan bile zevk alacak kadar bu hayatı seviyorum.
1000Kitap
hayatım boyunca hastaneye gidişim onu geçmemiştir belki de.. bir kaç aydır ise hastane koridorlarını, hatta bizimle aynı tedaviye gelen yüzlerce insanın yüzünü bile ezberledim.. bi 30 yıl daha yaşasam babamın kanser hastalığına yakalanacağına asla ihtimal vermezdim. ama öyle ya; ummadıklarımız değil mi imtihan olduklarımız.. Allah verdi derdi, bizden alacak olan da O ama öylesine karışık hislerle yaşıyorsunuz ki bu süreçte.. hep iyisini düşünmek istiyorsunuz, inancınız bu yönde ama olası kötü senaryo bir yandan içinizi kemirip bitiriyor. bütün bunları buraya neden yazdım bilmiyorum, belki de içimde susmak bilmeyen düşünceleri biraz olsun bastırmak istedim.. Allah şifâ bekleyen, derdine derman arayan herkesin yardımcısı olsun.. hiçkimse, hastane koridorlarını ezberleyecek hiçbir hastalıkla imtihan olmasın inşallah𔓘
Kul hakkı, sadece mahşerde degil; dünyada da insanın vicdanını karartan ağır bir yüktür. Allah Teâlâ dilerse kendisine karşı işlenen günahları affeder; fakat kulların hakkını, hak sahibi razı olmadıkça affetmez. Bu yüzden bir insanın malını haksız yere almak, gıybetini yapmak, iftira atmak, kalbini kırmak, emegini sömürmek veya ona zulmetmek kul hakkına girer. İnsan bazen bir sözün, bir davranışın veya bir ihmalin başkasında açtığı yaranın farkına varmaz. Oysa kırılan bir gönül, dökülen bir gözyaşı ve gasp edilen bir hak, sahibini kıyamet gününde mutlaka bulur. O gün ne makamın, ne servetin, ne de çevrenin faydası olacaktır. Hak sahipleri, haklarını sevaplardan alacak; sevaplar tükenirse günahlarını yükleyeceklerdir. Bu yüzden akıllı insan, hesaba çekilmeden once kendini hesaba çeker. Kırdığı gönülleri onarmaya, helallik almaya ve zulmettigi kimselerin hakkını ödemeye çalışır. Çünkü kul hakkı; tövbe ile degil, ancak hak sahibinin rızasıyla kapanan bir defterdir. Unutma: Bir insanın ahı, sessiz olabilir; fakat Allah katında asla kaybolmaz. Kul hakkından sakınmak, sadece dindarlığın değil, gerçek insanlığın da ölçüsüdür.
Takdir alacak puanim var ama matematikten kaldim. Hayat bitti
Reklam
Reklam