Aydınlık bir geceydi; ay doğruca pencereye vuruyordu, ama kitabın harfleri çok küçük olduğu için okumak çok zordu. Ve ben okumak için yanıp tutuşuyordum.
Bütün çocuklar gibiydim. Bencildim ve benim dışında bir dünyanın var olduğuna tamamen ikna olmamıştım. Ayrıca, dünyadaki en önemli varlığın kendim olduğuna sarsılmaz bir şekilde inanıyordum. O yaştaki bir çocuk için evrenin merkezi kendisidir.
Ekosistemde bazı kilittaşı denen türler vardır. Örneğin Kuzey Pasifiklerde yaşayan çok sevimli olan Su Samurları. Onu yerinden oynattığınız zaman, tümden ekosistemin bumerank etkisi gibi yok olmasına sebep olursunuz. Önce istenmeyen deniz kestaneleri artar, sonra da algler ve balinalar yok olur.
Aynı bunun gibi hayatınızda bazen kilittaşı etkisi hissettiten tek bir cümle duymanız yeterli olur. Önce tüyleriniz diken diken olur, tüm kaslarınız sertleşir, sonra beyninizde elektroşok etkisi ve kalbinizde parçalanma hissedersiniz. Ve anlarsınız ki, açığa çıkan aynı deniz kestaneleri gibi karşı tarafın samimiyetsizliği, ruhunun karanlığı , gönlüyle değil de , hesabî , çıkarcı, mış gibi ve görünmek için yaşaması....Onca yıllara, atlatılan badirelere, düzelmek için alınan telkinlere, yaşamak için okunan ayetlere rağmen, " Ya arkadaş hiç mi en ufak yönde bir değişme olmaz sende? Taş bile neredeyse dile gelip, suyun karşısında şeklini, şemalini değiştirir de, sen ne iş yaparsın? " diyesin gelir. Çok yazık demekten başka çare elden ne gelir. Sizin de hayatınızda böyle kırılma noktaları oldu mu? ( Not: Bu arada insan kendini de sürekli sorgulamalı ve nefsini tümden temize çıkarmamalıdır)