Bizler hepimiz maymunuz. Tasarımcı işi ayakkabılarımız, ızgaralı fırınlarımız olduğu için kendimizi çok karmaşık yara tıklar sanıyoruz, ama süslü-püslü maymunlarız. Maymun olduğumuz için de içgüdüsel olarak kendimizi başkalarına göre ve statüyle değerlendiriyoruz. Soru kendimizi başkala rına göre değerlendirmeli miyiz değil; hangi standarda göre kendimizi ölçmeliyiz?
Kişisel gelişim gurularının çoğu öz-farkındalığın bu daha derin seviyesini yok sayar. Zengin olmak istedikleri için mutsuz olanları alır, daha fazla para kazanma konusunda bir sürü tavsiyede bulunurlar, ama önemli, öz-değerlere-temelli soruları yok sayarlar: Her şeyden önce neden zengin olmaya böylesine ihtiyaç duyarlar? Kendileri için başarıyı/başarısızlığı nasıl ölçerler? Peki ama, mutsuzluklarının temel nedeni henüz Bentley kullanmıyor olmaları değil de, özel bir değer yargısı problemi olamaz mı?
Suzuki, Onoda’ya neden kalıp da savaşmaya devam ettiğini sordu. Onoda’nın yanıtı basittir “Asla teslim olmayın” diye emir almıştı ve kalmıştı. Otuz yıldır bir emre itaat ediyordu.
Fiziksel sağlığın bileti gibi duygusal sağlığın bileti de sebze leri yemenize bağlıdır; yani hayatın sıradan, dünyevi gerçekle rini kabul edeceksiniz, şöyle gerçekler: “Büyük resimde sizin eylemlerinizin pek de bir önemi yoktur”; “Hayatınızın büyük bir kısmı sıkılarak geçecek ve kayda değer bir şey olmayacak, ama bunda bir sorun yoktur”. Başta bu sebze diyetinin tadı kötüdür, hatta çok kötüdür, ama kabul ettikçe düzelir. Bir kez hazmettikten sonra da, bedeniniz canlanır ve güçle nir. En azından şahane olma, bir sonraki muhteşem şey olma baskısı sırtınızdan kalkar. Sürekli kendinizi yetersiz hisset me, sürekli kendinizi kanıtlama kaygısı dağılır gider. Vasat varlığınızı kabul ettiğiniz zaman, yargılamalar ve gerçek dışı beklentiler olmadan gerçekten yapmak istediğinizi yapacak özgürlüğe kavuşursunuz. Yaşamın temel deneyimlerinin tadını daha fazla çıkarma ya başlarsınız: Basit bir dostluğun hazları, bir şey yaratmak, ihtiyacı olan birine yardım etmek, güzel bir kitap okumak, sevdiğiniz biriyle birlikte gülmek.
Kulağa sıkıcı geliyor, öyle değil mi? Çünkü bunlar olağan şeyler. Belki de olağan olmalarının bir nedeni vardır: Asıl önemli olan bunlardır.
Bir konuda gerçekten istisna olan özel insanlar bunu istisna olduklarına inandıkları için yapmazlar. Tam tersine, kendilerini geliştirmeye kafalarını takmış oldukları için mükemmeldirler. Ve gelişmeye olan bu takıntıları da yeterince iyi olmadıkları düşüncesinden kaynaklanır. Bu tam da kendine hak görmenin tersidir. Bu büyük insanlar doğuştan büyük olmadıklarını, sıradan, ortalama olduklarını, ama çok daha iyisini yapabileceklerini anlamışlardır.