Gözler
Gözlerimde ki ışık neden artık gözükmüyor? Gözlerimde ki ışığı alan şey ne? Yanlızlık mı, arkadan bıçaklanmak mı,yoksa değer verilmememesi mi?
Alıntı
selam, Tanrı buyruklarını getiren yüce Peygambere olsun. cihan bağının gülü onun bahçesindeki gül ile ölçülürse ancak kutlu yüzündeki ter damlası gibi kalır. çemen yaprakları, kuşlar için onun güzelliğinin vasfını öğreten bir dersten başka bir şey değildir. dualar, Peygamberimizle onun bilgi ve ahlak kandilinden ışık alan evladına ve yoldaşlarına olsun. Baharistan
Reklam
Sermayenin hegemonik lütfuna talip olan kitlede itaat öyle bir tavizsizlikle içselleştirilir ki, efendisinin en ufak sarsıntısını veya krizini dahi bir hikmet gibi soluyan, tabiri caizse "efendisi osurduğunda derin nefes alıp oh çeken" yapısal bir dalkavukluk habitusu neşet eder. Bu sarsıcı ve müstehzi formülasyon, Antonio Gramsci’nin "rıza üretimi" ile Pierre Bourdieu’nün "habitus" kavramlarının kesişim kümesinde yer alan en rafine patolojiyi ifşa ediyor. Bu patolojik durum, salt bir korku veya pragmatizm ilişkisi değil; tâbiyetin bir varoluş biçimine, hatta bir entelektüel/ahlaki meziyete dönüştürülmesi sürecidir. Efendinin hatasını, krizini veya en kaba tabiriyle "çiğliğini" olduğu gibi kabul etmek, o güce boyun eğen kitlenin kendi teslimiyetini sorgulamasını gerektirir. "Ben bu niteliksizliğe mi itaat ediyorum?" sorusunun yaratacağı ontolojik yıkımdan kaçmak için, efendinin her sarsıntısına rasyonel bir kılıf, dâhice bir "üst akıl" veya kozmik bir "hikmet" atfedilir. Kulluk, ancak kulluk edilen nesne kusursuzlaştırıldığı ölçüde katlanılabilir kılınır. Sermayenin veya gücün lütfuna talip olan bu kitle, efendinin krizini kendi krizi gibi rasyonalize ederek, o büyük hiyerarşide kendilerine (aslında asla var olmayan) bir ortaklık payesi biçerler. Efendinin gaz çıkarmasını bir "strateji" olarak solumak, o stratejinin mahremine vakıf olduğu illüzyonunu yaratır. Güç ve sermaye o denli mutlaklaştırılmıştır ki, rasyonel bir eleştiri nesnesi olmaktan çıkıp birer inanç nesnesine dönüşür. Klasik teolojideki "Şer gibi görünende bir hayır vardır" teslimiyeti, seküler/kapitalist düzlemde "Efendinin açmazında derin bir deha vardır" dalkavukluğuna tahvil edilir. Bu habitus, efendinin fiziksel varlığından ziyade, onun temsil ettiği güce duyulan aşkın bir fetişizmdir. İşin trajik
Sosyoloji
Yuri Bezmenov’un (kod adı Tomas Schuman) 1984 yılında verdiği o meşhur röportaj, konvansiyonel askeri gücün ötesinde, bir toplumun zihinsel ve kültürel bağışıklık sisteminin içeriden nasıl çökerteceğini anlatan en net tarihi vesikalardan biridir. Bezmenov, KGB'nin bütçe ve enerjisinin yüzde 85'ini casusluktan ziyade "Psikolojik Savaş" veya "İdeolojik Sızma" (Ideological Subversion) dediği bu sürece harcadığını belirtir. Model, birbirini besleyen ve kesin bir sıra takip eden 4 ana aşamadan oluşur: 1. Demoralizasyon (Manevi Çöküş / Değerlerin Aşınması) 15 - 20 Yıl Bu aşama, bir neslin eğitilmesi için gereken süreyi (15-20 yıl) kapsar. Hedef ülkenin eğitim, medya, din, sanat ve akademi kanallarına sızılır. Toplumun rasyonel algısı öyle bir manipüle edilir ki, kişi tonlarca kanıt görse bile gerçeği algılayamaz hale gelir. Geleneksel değerler, teknik ustalık ve klasik estetik küçümsenir; yerine içi boşaltılmış kavramlar ve alt kültürler yerleştirilir. 2. Destabilizasyon (İstikrarsızlaştırma) 2 - 5 Yıl Toplumun değer algısı çöktükten sonra, doğrudan ekonomi, dış ilişkiler ve savunma sistemleri hedef alınır. Radikal gruplar ana akım haline getirilir, toplumsal kutuplaşma zirveye çıkarılır. Rasyonel tartışma ortamı tamamen kaybolur; her konu bir "kimlik ve varoluş" kavgasına dönüşür. Toplum kendi içinde mikro parçalara bölünür. 3. Kriz (Büyük Çalkantı) 2 - 6 Hafta Ülke, sistemi felç eden ani bir kriz dönemine sokulur. Bu bir ekonomik çöküş, devasa bir iç karışıklık veya hükümet krizi olabilir. Toplum o kadar yorulmuştur ve yön duygusunu o kadar kaybetmiştir ki, kaostan kurtulmak için dışarıdan veya içeriden gelecek "kurtarıcı bir otoriteye" razı hale gelir. 4. Normalleşme (Yeni Gerçekliğin Kabulü) Süresiz Dönem Kriz sonrasında yönetimi ele alan güç (veya yeni
1000Kitap
1950 ve 1960 yıllar CIA, Kültürel Özgürlük Kongresi aracılığıyla soyut dışavurumcu sanatçılar gizlice fonlandı ve desteklendi. Avrupa'daki çiçek çocukları hareketi bile CIA'nın Sovyetlere karşı ürettiği ideolojik bir akımdı. Bilinen amaçları; Sovyetler'in "Toplumcu Gerçekçilik" anlayışına karşı, Batı'nın sınırsız bireysel özgürlüğünü ve sansürsüz yaratıcılığını soyut sanat üzerinden küresel bir vitrine taşımaktı. Solcu entelektüellerin Komünizme olan sempatisini kırmak ve modernizmin merkezini Paris'ten New York'a taşıyarak kültürel hegemonyayı ele geçirmekti. Soğuk Savaş'ın cephede değil, zihinlerde ve estetik algıda yürütülen bu "görünmez" safhası, devletlerin konvansiyonel silahlardan çok daha sofistike kültürel cephanelikler üretebileceğini kanıtlayan en net tarihsel kesittir. Güç dengelerinin ve toplumsal kitle hareketlerinin arka planındaki bu mekanizmayı kronolojik ve yapısal olarak incelediğimizde, karşımıza tam bir psikolojik harp mühendisliği çıkıyor. Kültürel Özgürlük Kongresi'nin (CCF) Kurulması 1950 CIA, Berlin'de paravan bir entelektüel ağ olan CCF'i kurdu. Amaç; Avrupa'daki sol eğilimli ama anti-Stalinisit aydınları, yazarları ve sanatçıları fonlayarak Moskova'nın kültürel nüfuzunu kırmaktı. Encounter gibi prestijli dergiler gizlice finanse edildi. Çiçek Çocukları (Hippie) Hareketi: Amerika'yı ve Avrupa'yı kasıp kavuran Hippi hareketinin istihbarat servisleriyle olan ilişkisi, sanat piyasasındaki fonlamadan biraz daha farklı karanlık sosyolojik mühendisliğe dayanır. Kontrollü Muhalefet : 1960'ların başında (özellikle Fransa, Almanya ABD'de) yükselen gençlik hareketleri, yerleşik kapitalist sisteme Vietnam Savaşı'na son derece politik, organize sınıfsal öfke barındırıyordu. İşçi sendikalarıyla birleşme potansiyeli taşıyan, Marx Frankfurt Okulu
1000Kitap
Tolkien'i Tolkien yapan 3 eseri incelesek mi?
Sigurd ile Gudrún Efsanesi bu kadar övülüyorken biraz daha gerilere mi gitsek? Arka planda parıldayan tılsımlı yüzükler, kadim haritalar, altın anahtarlar ve ejderhalar... Modern fantastik edebiyatın ve J.R.R. Tolkien’in Orta Dünya’sının temellerini atan, adeta türün "ataları" sayılan üç büyüleyici başyapıtı sizlere sunuyorum efenim! 1. Tılsımlı Yüzük (Friedrich de la Motte Fouqué) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Yüzüklerin Efendisi'nin Kıvılcımı Önemi: 19. yüzyılın başlarında yazılan bu şövalyelik destanı, İskandinav mitolojisi ile romantik şövalye kültürünü harmanlayan ilk modern fantastik denemelerden biridir. Tolkien Bağı: Tolkien'in bu eseri çok erken yaşlarda okuduğu ve hayran olduğu bilinir. Kitaptaki lanetli ve büyüye yön veren yüzük motifi, asil şövalyelik kodları ve epik arayış (quest) anlatısı, doğrudan Tek Yüzük fikrinin ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki epik atmosferin en büyük erken dönem ilham kaynaklarındandır. 2. Sigurd’un Hikâyesi - Peri Masalları (Andrew Lang) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Ejderha Smaug ve Turin Turambar’ın Kaderi Önemi: Andrew Lang’in ünlü renkli peri masalı kitapları serisinde yer alan bu derleme, İskandinav ve Cermen mitolojisinin en köklü anlatısı olan Völsunga saga'yı temel alır. Tolkien Bağı: Bir kahramanın kırılan kılıcını yeniden dövmesi (Andúril), hazineye bekçilik eden dehşet verici ejderha Fafnir ve onunla konuşan kahraman figürü olmasaydı; ne Hobbit'teki Smaug'u ne de Silmarillion'daki Túrin Turambar'ın trajik hikayesini okuyabilirdik. Tolkien, Lang’in mitolojiye ve masallara olan bu yaklaşımından hayatı boyunca beslenmiştir. 3. Altın Anahtar / Elf’ler (George MacDonald & Johann Ludwig Tieck) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Büyülü Diyarların ve Elflerin Doğuşu Önemi: George MacDonald, fantastik edebiyatın babası kabul edilir. Tieck ise Alman romantizminin
Reklam
Reklam