Yoksulla zenginin aynı sınıfta okuduğu bazı devlet okullarının tersine bu özel okulda sürekli aşağılananlarla hiç hırpalanmayan talihlileri ayıran gizli çizginin öğrencinin zenginliği ya da fakirliğiyle ilgisi yoktu. Okula alışıp çocuksu bir kardeşlikle teneffüslerde koşturup oynarken mutlulukla unuttuğum ve ruhumun da reddettiği bu gizli çizgi, öğretmen kürsüdeki yerine bir iktidar anıtı gibi yerleşince birden ortaya çıkıverirdi ve ben de bu dayak ve aşağılama anlarında basit ama güçlü bir merakla bazılarının neden öyle daha tembel, onursuz, iradesiz, duyarsız, kafasız ya da işte "öyle" olabildiklerini kendime sorardım. Ama hayatın karanlığına ve sınıf arkadaşlarımın ruhlarına açılan bu soruya ne o sırada okumaya başladığım ve kötülerin hepsinin çarpık ağızlı çizildiği resimli romanlar, ne de çocuksu sezgilerim cevap verir, ben de soruyu unuturdum. Bütün bunlardan, okul denen yerin aslında temel soruları cevaplamadığını, yalnızca onları hayatın gerçeği olarak benimsememize yardım ettiğini çıkarmıştım.
"Ama bazen de korkunç düşüncesiz olabiliyor; bana acı vermekten âdeta zevk alıyor. işte o anlarda Harry, tüm ruhumu ona paltosuna taktığı bir çiçek, güzelliğine güzellik katarak kibrini okşayan bir süs ya da kullanıp atılan bir yaz aksesuarı muamelesi yapan birine verdiğimi anlıyorum."