Hadi, yaşamayı beceremedik; ölmeyi nasıl beceremez insan ya?
Yaşamak zor, zor… Ama ölmek dünyanın en kolay şeyi; onu da beceremedik.
—Aşk için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır.
“Vay, şiir kışlada,” diyorsun.
—“Şiir her yerde, evladım.”
“Şiir mi kaldı be albayım, şiir mi kaldı? Ne şiiri?”
“Ayrılık ölümden beter,” diyorlardı.
Yanlış bilgi, albayım; bir şairi daha yalancılıktan asabiliriz.
Gel, seninle kayıplara karışalım, albayım.
—Öyle deme be evladım, otur oturduğun yerde.
Oturulmaz albayım, oturulmaz! Bu insanlarla oturulmaz; bu insanlarla ancak gidilir, gidilir…
Hadi, bana müsaade albayım.
Herkes, tarih okuyor albayım; bugüne değer veren kalmadı. Bugün, zaten yaşanıyor; asıl, geçmişte ne olmuş bakalım? Sararmış vesaikin kararmış fotokopilerinin kirlenmiş baskıları. Bugünü daha iyi anlamak içinmiş aslında. Ne olacak anlayacaksın da? Daha mı iyi yaşayacaksın?