Her düşünce bir kene gibi yapışıyor ruhuna; ya hemen koparıp atıyor bu keneyi,
ya da kanının emilmesine göz yumuyor, sonra emdiği kanla iyice şişen kene kendiliğinden düşüveriyor.
Bütün yaşamları boyunca demir çarık, demir asa yeryüzünü dolaşan, bir manastırdan ötekine, bir ermişten ötekine koşan, herkese, her şeye alabildiğine yabancı, yersiz yurtsuz gezginleri andırıyor. Ne yeryüzü onlar içindir ne de Tanrı. Tanrı'ya yalvarışları alışkanlıktandır, için için bir öfke duyarlar O'na - neden kendilerini yeryüzünün bir ucundan ötekine sürer böyle? Ne için? Öbür insanlar birer kütüktür, köktür, taştır yolun üstünde; kişiyi tökezletir, kimileyin incitirler. Onlarsız da yapabilir kişi, ama apayrı oluşuyla başka birini şaşırtması, başkalığını göstermesi hoştur arasıra.
"Nerelisin?" sorusu geldi.
Buyrun dedim kendi kendime, gene şu köken meselesi. Ve başladım: Karmaşık bir soru! Önce Nereden'le ne kastedildiğini açığa çıkarmak gerekiyor. Doğumevinin bulunduğu tepenin coğrafi konumu mu? Son doğum sancısı anında devletin sahip olduğu sınırlar mı? Anneyle babanın menşei mi? Genler mi, atalar mı, şive mi? Ne dersen de, köken sonuçta bir konstrükt. Bir nevi, bir kere üstüne geçirdiler mi, hayat boyu çıkaramayacağın bir kostüm. Bu şekliyle bir lanet! Ya da eğer şanslıysan, varlığını hiçbir yeteneğe borçlu olmayan, avantaj ve imtiyaz sağlayan bir servet.
Bu sene okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Felsefeyle yollarımız hayatın bir yerinde kesişiyor, hiç ilgisi olmayan biri bile lisede illa ki felsefe dersi alıyor. O zaman içimizde bir merak kırıntısı, alevlenmeye hazır bir kıvılcım varsa minik bir Sokrates gibi takılıyoruz bir süre. Okuyoruz, araştırıyoruz. Ama felsefenin alanı derya deniz. Sonra sıkılıp peşini bırakıyoruz.
Her sabah uyandığında varolduğuna, kendini nerede bulduğuna, kim olduğuna şaşırmak ve bu hayret duygusunu hiç kaybetmemek. Jostein Gaarder sanırım hayatı böyle yaşıyor ve bu sorgulayan, aç ve açık zihniyle inanılmaz kitaplar yazıyor. Felsefeden ve mitolojiden beslenen, böylesine dahiyane bir roman yazmak. Bu hayret ve hayranlık duygusundan ortaya yaratıcı bir eser çıkarmak, geçip gittiğimiz dünyaya böyle bir iz bırakmak. Gaarder olsam daha başka bir şey istemezdim. Bir gün mutlaka bu kitabı doya doya tekrar okuyacağım. Hayran kaldım.