Hani bazı kitaplar olur, olay olay yaşanır ama asıl seni vuran şey tek bir bakış, tek bir cümle olur ya… bu kitap tam olarak öyleydi. Yani kitabı okurken ne tam olarak tatmin oldum ne de tam olarak kırıldım ama içimde bir şey eksildi sanki.
Bazı karakterleri kaybettik, bazılarını tanıyamaz hâle geldik. Bazı sahnelerde “yok artık” dedim, bazı yerlerde “ne ara oldu bu şimdi ya?” diye diye geri döndüm.
Bu yazı da işte biraz o duyguların toplamı gibi.
Ne inceleme sayılır ne de öylesine yazılmış bir şey.
Bir şeyleri sindirebilmek için yazdım. Belki sen de okurken “evet ya, ben de hissetmiştim bunu” dersin diye. Biraz kendimce yaptığım teorilerim biraz da yorumum var.
Quinn’in ölümü bence kitabın duygusal olarak en ağır anlarından biriydi. İmogen’in Quinn’e nasıl bağlandığını çok fazla görmesek de, o ölüm anında İmogen’in içinden bir şeylerin tamamen kırıldığını hissettim. Güçlü, kontrollü bir karakterin sessiz kalması, çığlık atıp delirmesinden daha çok etkiliyor beni ve bu ölüm, sadece bir “karakteri eksiltmek” değil, İmogen’in çizgilerini bozan bir dönüm noktasıydı bence.Daha önce de soğuk bir karakter olduğunu düşünmüştüm ama bu onun dönüm noktası olacak ve bu versiyonunda nasıl biri olacak merak ediyorum.
Ben Mira için bu kadar ciddi bir tehdit beklemiyordum. Theodore’un gerçekten boğazını keseceğini hiç düşünmemiştim. “en fazla tehdit eder” diyordum ama resmen yaptı,gerçekten boğazını kesti kızın şok oldum. Bu sahne o yüzden, violet’in suçluluk yükünü büyütmek için değil, bence bize de “hiç kimse güvende değil artık” mesajını vermek için yazıldı. Bir de Brennon’ın Mira’yı kurtarmaya çalışırken güç aktarıp aktarmadığını baya merak ettim çünkü çok zorlandı Mira’yı sağaltırken. Aaric’in geleceği görebildiğini tahmin etmiştim zaten, ve savaş alanına Sloane’ı