Eşini kanserden kaybeden Orhan Seyfi‘nin kansere yakalanan kızı, “Annem öldüğünde çok ağladın. Ben ölürsem ağlamayacağına söz ver” deyince Orhan Seyfi söz verir. Bir süre sonra kızını kaybeder ve şu dizeleri yazar: “Bir alev halinde düştün elime, hani ey gözyaşım akmayacaktın?”
Alev Alatlı “paçoz”u şöyle tarif ediyordu, yıllar evvel verdiği bir söyleşide: “Arsız, densiz, haddini bilmez, bayağı; kendi çıkarları için her yolu mubah sayan…” Alatlı, başka bir söyleşisinde ise şöyle diyordu: “Paçozlukta sürüden ayrılmamak esastır: Kim ne yapıyorsa onu yapmak, kim nereye gidiyorsa oraya gitmek, kim neye rağbet ediyorsa ona rağbet etmek. ‘Trendy’ kabullere sıkı sıkıya yapışmak, açığa düşmemek. Toplam eblehleşme, değerler yitimi.”
Reklam
Bırak kalbim alev alsın Bırak derdin beni sarsın Harca beni her halinle Aşkın canımı alsın
"Renkler vardı Gülfem. Sesler, şarkılar vardı! Bazen öyle anlarımız olurdu ki alev saçlarından kıvılcımlar saçılırdı, gözlerinden yıldızlar görünürdü, bütün dünya nurla dolardı, cümle alem bir kalp olup damarlarımızda akardı... Şimdi hiç renk yok..." Muhteşem Yüzyıl, 135. Bölüm, 2:01:30
Antonio, "Tanrı'm, elbette hüküm senindir lakin babamı affedersen; onu kaynar kazana atmadan, mütemadiyen alev çıkaran tek ejderha ile tanıştırmadan cennete sokarsan; cennette hiçbir kötülüğün olmadığına beni inandıramazsın!" diye mırıldandı. Yerden bir çakıl taşı çalıp öptü. Avucundaki taşa, "Babamın kalbinden yumuşak olduğunu biliyor muydun ufaklık?" dedi. Niyazi Çetinkaya
Cildimin altında olan şey basit bir histen çok daha fazlası, bir nabızdan çok daha fazlası. Duyguların fırtınası gibi. Sessizce çığlık atan aşktır, görünmez ama elle tutulur bir güç, ruhumun derinliklerinde yankılanır. Bu aşk, varlığımın en karanlık köşelerini aydınlatan, amansızca yanan ateşli bir alev gibi. Bu, kelimeleri aşan, aklın sınırlarını aşan güçlü bir enerjidir. Beni iten bir güç, her şey kaybolmuş gibi görünse bile ilerlememi sağlayan bir güç. Cildimin altında bu aşk farklı şekillerde oluyor. Bazen yumuşak ve nazik, korkularımı yatıştıran ve kederlerimi teselli eden nazik bir okşama gibi. Bazen vahşi ve yenilmez, yolundan çıkan her şeyi süpüren bir sel gibi. Ama her zaman var, her zaman canlı, her zaman canlı. Bu sevgi, çevremdekilere taşıdığım sevgi, yolumda silinmez iz bırakanlara duyduğum sevgidir; hayatın kendisine, varoluşumun dokusunu oluşturan her değerli an için taşıdığım sevgidir. Ben de kendim için giydiğim kıyafet, çünkü başkalarını sevmeden önce önce kendini sevmelisin, derler bu. Yani, en karanlık anlarda bile, hayat her köşede beni zorlasa bile, derimin altında bu sarsılmaz güç, her adımda beni yönlendiren ve ilham veren tükenmez bir sevgi kaynağı olduğunu biliyorum. Ve varlığımın derinliklerinde bu kesinlikle yolumu izliyorum, tünelin sonunda parlayan ışığa cesaret ve kararlılıkla ilerliyorum, sessizce çığlık atan ama gücü sonsuzluk boyunca yankılanan bu aşkın yankısını içimde taşıyorum. Nelly Delas
Reklam
Reklam