Bence Vejetaryen, okuması kolay ama sindirmesi zor kitaplardan biri. Han Kang olayları anlatmaktan çok hisleri, sessizlikleri ve bastırılmış acıları anlatmayı seçiyor. Bu yüzden kitap bittiğinde geriye hikâyeden çok insanın içinde bıraktığı o huzursuz duygu kalıyor. Benim de kitapla ilgili en büyük hissim, ilk bölümün etkisinin çok güçlü olduğu; ikinci ve üçüncü bölümlerin ise aynı tempoyu koruyamasa da anlatmak istediği büyük resim için gerekli olduğuydu.
1. Bölüm – Vejetaryen
Kitabın en güçlü kısmı kesinlikle burasıydı. Çünkü Yeong-hye’yi doğrudan tanımasak bile onun etrafındaki insanların gözünden değişimini izlemek çok çarpıcıydı. En sıradan görünen bir kararın bile toplum tarafından nasıl tehdit olarak algılanabildiğini görmek beni etkiledi. Han Kang bu bölümde yalnızca et yememeyi anlatmıyor; insanın kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmasının bile ne kadar zor olabileceğini gösteriyor. Sessiz ama giderek büyüyen bir isyan var bu bölümde. Ben kitabın en sürükleyici ve en merak uyandıran kısmının burası olduğunu düşündüm.
2. Bölüm – Moğol Lekesi
Bu bölüm edebi açıdan çok başarılı olsa da benim için okuması ilk bölüme göre daha zordu. Anlatım dili daha sanatsal, daha sembolik bir hâl alıyor ve hikâyeden çok karakterlerin iç dünyasına odaklanıyor. Bu yüzden zaman zaman tempoyu kaybettiğimi hissettim. Yine de bu bölümün, insanların başkalarını gerçekten görmek yerine kendi arzularını ve takıntılarını onlara yansıttığını anlatması bakımından oldukça güçlü olduğunu düşünüyorum. Kitabın verdiği rahatsızlık hissi de burada daha belirginleşiyor.
3. Bölüm – Alev Ağaçları
Son bölüm ise bana göre kitabın en duygusal kısmıydı. Ancak aynı zamanda en ağır ilerleyen bölüm de buydu. Olaylardan çok duyguların ön planda olması nedeniyle zaman zaman okurken koptuğum anlar oldu.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
Hamnet
Büyük bir ateş yakacağız çünkü ateşi düşürmenin en tesirli yolu alev alev yanan bir ateştir.
Hepinizin bildiği, çoğunuzun ya okuduğu ya da filmini mutlaka izlediği bir eser Hamnet.
Roman, Shakespeare’den çok onun eşi Agnes’e odaklanıyor. Agnes; şifacılığıyla, güçlü sezgileriyle ve evlat acısını en derinden yaşayan bir anne olarak hikâyenin merkezinde yer alıyor.
Bana göre kitabın asıl kahramanı da o.
Kitabı okurken, bir evlat kaybının sadece bir insanı değil, bir evi, bir aileyi ve hatta bütün bir hayatı nasıl değiştirebildiğine tanık oluyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe o acının herkesi yavaş yavaş nasıl sardığını hissetmemek mümkün değil.
Hamnet, benim için yalnızca başarılı bir edebi eser değil; bir yazarın evlat acısını unutulmamak üzere satırlara işlemesinin, onu ölümsüzleştirme çabasının bir yansıması.
Ben filmini de izledim. Hem kitap hem film oldukça etkileyici ve yer yer insanın içini burkan bir anlatıma sahip.
Sizlere kitaptan birkaç alıntı bırakıyorum.
Onun gibisini tanımamışsındır.İnsanların ne diyeceği umurunda bile değil.Kendi bildiğinden şaşmıyor.
İnsanın olmak zorunda olduğu kişi olabildiği için değil,olduğu gibi,koşulsuz şartsız sevilmesinin nasıl bir şey olduğunu hatırlayarak büyüyor.
-
Sakın beni unutma ..
Serinin ikinci kitabı olan demir alevde daha çok çatışmalar, savaşlar, güven problemleri ve üzüntüler görüyoruz. Violet ve xaden arasındaki güven sorununu çözüyorlar fakat daha kötü bir durumla karşılaşıyorlar daha doğrusu xaden karşılaşıyor…
Büyük bir savaşa giriyorlar ve şimdilik vivernlere göre kazanmış görünüyorlar fakat kaybettikleri çok şey var. Kesinlikle ilk kitap gibi güçlü bir kitaptı. Her fantastik severin okuması gereken bir kitap. Rebecca YarrosDemir Alev
Demir Alev'i okurken zaman zaman zorlandığımı itiraf etmeliyim. İlk kitabın yarattığı etkiyi tam olarak hissedemediğim için onun hakkında bir inceleme bile yazmadım. Bu yüzden Oniks Fırtına'ya başlarken beklentimi biraz düşürmüştüm.
Ama iyi ki öyle yapmışım.
Oniks Fırtına'yı bitirdim ve ilk hissettiğim şey şu oldu: "O son neydi öyle?" Serinin ilk kitabında hissettiğim o akıcılığı ikinci de tekrar bulamamıştım ancak bu... Sayfalar ilerledikçe kendimi yeniden Basgiath'ın, ejderhaların ve bitmek bilmeyen tehlikelerin içinde buldum. Olaylar durulmuyor, karakterler sürekli sınanıyor ve her yeni bilgi daha büyük sorular doğuruyor.
Bu kitapta en sevdiğim şeylerden biri Andarna oldu. Onunla ilgili her sahne ayrı bir heyecan kattı. Xaden ise yine favorilerimden biri olmayı başardı; güçlü, karmaşık ve her zamanki gibi hikâyenin en merak uyandıran karakterlerinden biri.Rebecca Yarros bu kez yalnızca savaşları ve aksiyonu değil, karakterlerin yüklerini, fedakârlıklarını ve seçimlerinin sonuçlarını da çok iyi işlemiş. Tam bazı taşlar yerine oturuyor derken yeni sırlar ortaya çıkıyor.
Ve final... Son sayfalarda yaşananlar beni gerçekten şoke etti. Kitabı kapattım ama zihnim hâlâ o son sahnede takılı kaldı. Şimdi önümde tek bir sorun var: Devam kitabını beklemek heyecan ile son iki kitabını bekliyorum ne zaman çıkacak diye..
Eğer Dördüncü Kanat'ı sevdiyseniz ve serinin büyüsünü yeniden hissetmek istiyorsanız, Oniks Fırtına sizi hayal kırıklığına uğratmayacak. Oniks FırtınaRebecca Yarros
Tek kusuru Rumca sözlerin turkcelerinin verilmemiş olması. Tahmin edip yola devam ettim. Harika bir kitapti. Kadın olmanın zorlukları... Hele savaşta kadın olmak...
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim.
"Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir